Türkiye'de Dijital Pazarlama

Advertise on podcast: Türkiye'de Dijital Pazarlama

Rating
5
from
1 reviews
Country
This podcast has
87 episodes
Language
Publisher
Explicit
No
Date created
2019/07/13
Latest episode
2026/04/22
Average duration
16 min.
Release period
8 days

Description

Türkiye’de Dijital Pazarlama, markanızı dijitalde büyütmek isteyenler için hazırlanmış, strateji ve performans odaklı bir podcasttir. Ben Faruk Toprak. Bu podcastte dijital pazarlamaya dair ezberleri değil, gerçek sonuç üreten sistemleri konuşuyoruz. Yalnızca trendleri konuşmuyoruz; yapay zeka destekli reklam yönetimi, dönüşüm odaklı funnel kurguları, retention ve müşteri sadakati, CRM ve otomasyon sistemleri, performans pazarlamasında ölçekleme, veriyle karar alma ve markanızı algoritmaların gözünde değerli hale getiren yaklaşımları net ve uygulanabilir şekilde ele alıyoruz. IG: @frktprk

Unlock Türkiye'de Dijital Pazarlama podcast Email contact info,
Listeners & Audience details

Email contact information

Direct podcast contact details

Listeners

Audience numbers & engagement insights

Audience details

Podcast Insights

Social media

Check Türkiye'de Dijital Pazarlama social media presence


Podcast episodes

Check latest episodes from Türkiye'de Dijital Pazarlama podcast


"Yapay Zekada 2. Perde" Sadece Profesyonellerin Bildiği Anthropic Sırları ve Kullanım Alanları
2026/04/22
Dijital dünyada herkesin ezbere "ChatGPT" dediği, kopyala-yapıştır yapay zeka metinlerinin interneti büyük bir çöplüğe çevirdiği o ilk perde kapandı. Şimdi, oyunu tamamen değiştiren ve sadece işin ehli profesyonellerin kulislerde fısıldadığı 2. perde açılıyor! Filtresiz Dijital podcastinin bu heyecan verici yeni bölümünde, e-ticaret ve dijital pazarlama dünyasının gizli silahı Anthropic’i (ve onun efsanevi modeli Claude’u) tüm şeffaflığıyla masaya yatırıyoruz. Eğer siz de "Hızla değişen dijital dünyada..." diye başlayan o ruhsuz, plastik ve robotik metinlerden sıkıldıysanız, kravatları çözün; bu bölüm vizyonunuzu baştan aşağı yenileyecek. 2026 yılına geldiğimizde çok acı bir gerçekle yüzleşiyoruz: Ajanslar ve dev markalar artık giriş seviyesi (junior) personel alımlarını durdurma noktasına getirdi. Çünkü o standart blog yazılarını, çevirileri ve ürün açıklamalarını yapay zeka sıfır maliyetle saniyeler içinde kusursuzca yapıyor. Peki ticaret sistemi kendini mi yutuyor? Hayır! Sistem sadece evrim geçiriyor. Artık yalnızca "görev yapan" değil, yapay zekayı dev bir orkestra şefi gibi "yöneten" stratejist profesyonellere ihtiyaç var. İşte tam bu kırılma noktasında, OpenAI’ın sadece hıza ve ticarete odaklanan yapısına isyan edip şirketten ayrılan bir grup dahi mühendisin kurduğu Anthropic devreye giriyor. ChatGPT size robotik bir çığırtkan gibi satış yapmaya çalışırken, Anthropic'in modeli Claude, müşterinizin duygusal travmalarını ve bağlamını anlayan "empatik" bir stratejist gibi çalışıyor. Bu bölümde, e-ticaret ve e-ihracat operasyonlarınızı anında uçuracak, dinlerken ufkunuzu açacak o özel kullanım alanlarını tek tek, vaka analizleriyle anlattım. Örneğin, Türkiye'de ürettiğiniz bir havluyu yurt dışına e-ihracat ile satarken sadece dili çevirmek yetmez. Claude ile bir Alman tüketicisinin fonksiyonellik ve sertifika takıntısına hitap eden güven verici bir metni nasıl yazacağınızı, aynı ürünü İngiltere'ye satarken ise lüks banyo deneyimi beklentisine göre o derin kültürel yerelleştirmeyi nasıl yapacağınızı paylaştım. Üstelik rakiplerinizin Amazon veya Trendyol'daki 5.000 adet müşteri yorumunu saniyeler içinde analiz ettirip, o ürünün en zayıf noktasını bularak kendi markanız için nasıl vurucu bir reklam senaryosu çıkarabileceğinizi tüm detaylarıyla aktardım. Ancak unutmamamız gereken çok önemli felsefi ve insani bir gerçek var: Yapay zeka hiçbir zaman aşık olmadı, ay sonu kredi kartı ekstresini düşünürken uykusuz kalmadı veya yağmurda ıslanmadı. Ticaret insan psikolojisiyle yapılır ve satın alma kararı tamamen duygusal bir süreçtir. Yapay zeka sizin sadece operasyonel asistanınızdır, o insani bağı kuracak olan gerçek zeka ise sizsiniz. İşte tam da bu yüzden, yeni çağın "durdurulamaz" pazarlamacıları arasına katılmanız için aylardır üzerinde çalıştığımız Joy Akademi Eğitim Paneli nihayet açıldı! Dijital pazarlamanın orkestra şefi olmayı öğrettiğimiz, ekran paylaşımlı ve tamamen sahaya yönelik eğitimlerimize hemen joyakademi.com adresinden ulaşabilirsiniz. Tren kalkıyor, bu devrimin gerisinde kalmayın! Sektördeki ezberleri bozduğumuz ve yapay zekanın gerçek gücünü keşfettiğimiz bu bölümü dinledikten sonra, işsizlik stresi yaşayan yeni mezun arkadaşlarınıza veya satışlarını katlamak isteyen o girişimci dostlarınıza göndermeyi unutmayın. Filtresiz Dijital'e Spotify ve Apple Podcasts üzerinden 5 yıldız bırakmayı ve yeni bölümleri kaçırmamak için zili açmayı unutmayın. Keyifli dinlemeler! (00:00) Yeni Mezunların İş Bulma Krizi(02:25) Anthropic Nedir ve Farkı Ne(04:25) İhracatta Kültürel Yerelleştirme(08:04) Rakip Analizi ve Reklam Senaryosu(10:21) İnsan Temelli Bakış(11:25) Joy Akademi ve İndirim Kodu(13:43) Kapanış
more
Erkeklerin Tekelinden Kadınların Devrimine “Türkiye'nin E-Ticaret Haritası”
2026/04/14
Gözlerinizi kapatın ve 2005 yılına, o meşhur çevirmeli ağ cızırtılarının evlerimizde yankılandığı döneme gidin. Evdeki o devasa tüplü monitörün karşısında, "Kredi kartı numaramı internete yazdım, eve kargoyla dijital fotoğraf makinesi gelecek" diyen bir arkadaşınıza uzaylı görmüş gibi baktığınız o günleri hatırlıyor musunuz? "İnternete kart mı yazılır, ya parayı çekerlerse, kesin dolandırılacaksın!" korkusunun zirve yaptığı o yıllardan, bugün 65 yaşındaki annemizin TikTok canlı yayınında yüz tanıma sistemiyle saniyeler içinde kedi maması sipariş ettiği 2026 yılına nasıl geldik? Türkiye'de Dijital Pazarlama podcastinin bu heyecan verici yeni bölümünde, e-ticaretin arka kapısından içeri giriyor ve dijital kasaların fişlerini tek tek inceliyoruz. İnterneti kimler çökertiyor? Cüzdanın gerçek sahibi 20 yılda nasıl el değiştirdi? Türkiye'nin e-ticaret serüveni aslında toplumumuzun geçirdiği değişimi anlatan muazzam bir sosyolojik dizi gibidir. 2000 ile 2010 yılları arasına, e-ticaretin o ilk emekleme dönemine baktığımızda sepetin mutlak hakiminin 25-35 yaş arası, teknolojiye meraklı ve "cesur" erkekler olduğunu görüyoruz. Cesur diyoruz çünkü 3D Secure gibi güvenlik altyapılarının olmadığı o yıllarda internetten alışveriş yapmak, gece yarısı ıssız bir sokakta yürümeye benziyordu. İnsanlar korkuyordu. O dönemin sepetlerinde sadece MP3 çalarlar, flash bellekler ve bilgisayar donanımları vardı. Kadınların e-ticaretteki payı ise yüzde yirmilerde sürünüyordu. "Denenmeden internetten ayakkabı mı alınır, ya ayağıma olmazsa?" cümlesinin değişmez bir kural olduğu, tamamen elektroniğin ve mantığın domine ettiği o yıllar artık çok geride kaldı. 2010 yılından sonra cebimize giren dokunmatik akıllı telefonlar, hızlanan mobil internet altyapıları ve bankaların oturttuğu ödeme güvenlik sistemleriyle oyunun kuralları bir gecede tamamen değişti. O teknoloji sevdalısı erkekler e-ticaret tahtından indirildi ve yerini mutlak bir güçle kadınlara bıraktı! Trendyol, Morhipo gibi moda platformlarının hızlı yükselişiyle birlikte, o kargo poşetleriyle büyük bir aşk yaşamaya başladık. Duygu, moda ve hız e-ticaretin yeni adı oldu. Mobil alışverişin yüzde altmışından fazlasını kadınların yaptığı bu on yıllık dönemde karar verici mekanizma tamamen kadının eline geçerken, erkekler genellikle sadece kadınların seçtiği ürünlerin kredi kartı şifresini giren kişi konumuna geriledi. Ve geldik 2020 yılındaki o malum pandemi kırılmasına ve sonrasına, yani tam olarak günümüze. Şu an Türkiye e-ticaret pazarında öyle bir noktadayız ki, pazarlamacıların bildiği tüm eski ezberler ve hedef kitle kuralları çöpe gitmiş durumda. Bugün dijital sepeti iki yeni ana grup devraldı. Bir yanda Z kuşağı var; onlar Google'da uzun uzun ürün aramak yerine TikTok'ta kaydırırken bir fenomenin ayağında gördüğü ayakkabıyı videodan bile çıkmadan, tamamen dürtüsel bir şekilde saniyeler içinde satın alan o hızlı nesil. Diğer yanda ise e-ticaret sektörünün asıl büyük şoku: Gümüş Sörfçüler! Yani 65 yaş ve üzeri kitlemiz. Evet, şu an Türkiye'de e-ticaretin en hızlı büyüyen demografik grubu gençler değil, annelerimiz, babalarımız ve teyzelerimiz. Pandemi döneminde mecburen dijitalleşen bu kitle, internetten sipariş vermenin o eşsiz kolaylığını keşfetti. Artık uygulamalardan damacana su söyleyen, deterjan stoklayan, pazar arabasını dijitale taşıyan devasa bir kitle var. Pazarlamacılar ve marka yöneticileri olarak buradan çıkarmamız gereken çok net bir ders var: Hedef kitlenizi artık kalıplaşmış yaş sınırlarıyla veya ezberlenmiş cinsiyet kodlarıyla yönetemezsiniz. 20 yıl önce sadece teknoloji meraklılarına bilgisayar parçası satan o internet, bugün herkesin her an cebinde taşıdığı devasa bir alışveriş merkezine dönüştü. Doğru içeriği üretir, doğru platformda yer alır ve o güveni sağlarsanız, 70 yaşındaki dedenize bile dijitalden dron satabileceğiniz yepyeni bir çağdayız.
more
Güven mi, Trend mi? Finans Markalarının Sosyal Medyadaki İletişim Tonu Ne Olmalı?
2026/04/08
Geçenlerde Maslak'taki devasa plazalardan birinde, çok büyük bir portföy yönetim şirketinin toplantı odasındaydım. İçerideki yöneticilerin hepsi jilet gibi takım elbiseli, herkes inanılmaz ciddi. Masaya 60 sayfalık, içinde grafiklerin, enflasyon endekslerinin uçuştuğu detaylı bir PDF raporu koydular. Hazırlamak için üç hafta boyunca sabahlamışlar. Sonuç? Okunma sayısı sadece 42! Aynı günün akşamı 22 yaşındaki yeğenimle otururken bana telefonunu uzattı ve "Dayı bak, şu fona yatırım yapmayı düşünüyorum" dedi. Ekrandaki videoya bir baktım; TikTok'ta bir genç, elindeki pizza dilimlerini bölerek bileşik getirinin ne olduğunu 30 saniyede anlatıyor! Video bir buçuk milyon izlenmiş, altındaki yorumlarda binlerce genç fona nasıl gireceğini soruyor. Türkiye'de Dijital Pazarlama podcastinin bu bölümünde, finans sektörünün şu an içinde bulunduğu devasa krizi ve fırsatı konuşuyoruz. Bu harika konuyu bana öneren, "Portföy şirketi TikTok'a katılmalı mı, maaş günleri reklam stratejileri nasıl olmalı?" diye soran sevgili arkadaşım Sevgi'ye buradan kocaman sevgilerimi gönderiyorum. Onun açtığı yoldan ilerleyerek finansın kalın duvarlarını yıkıyoruz. Finans şirketlerinin ve bankaların sosyal medya hesaplarına bir bakın. Sürekli yukarı doğru giden yeşil oklar, "Geçen çeyrekte yüzde kırk kâr ettirdik" diye bağıran soğuk afişler... Portföy şirketleri, yatırımcıların sadece rakamlara bakarak karar verdiğini sanıyor. Oysa insanlar kararlarını duygularıyla alır, rakamlarla meşrulaştırırlar. Türkiye gibi paranın değerini korumanın savaşa dönüştüğü bir ortamda yatırımcı "Bana sadece oran verme, bana güven ver ve korkumu dindir" diyor. Finans markaları ciddi olmakla sıkıcı olmayı birbirine karıştırıyor. Siz asık suratlı bir uzmanı kameranın karşısına geçirip anlaşılmaz terimlerle konuşursanız, o videoyu saniyesinde kaydırırlar. Güven vermek somurtmak değil; müşterinin derdini en samimi dille çözmektir. Peki ne yapmalıyız? Portföy şirketleri TikTok'ta dans mı edecek? Hayır! Ama şu an dünyada "FinTok" yani finansal TikTok diye bir gerçek var. Yeni nesil finansal okuryazarlığı bu kısa videolardan öğreniyor. Yapmanız gereken o uzmana, enflasyon döneminde neden fon alınması gerektiğini komşunuza anlatır gibi 45 saniyede anlattırmaktır. İşte o zaman trendleri kullanarak güven inşa edersiniz. Sevgi'nin harika içgörüleriyle iki altın taktiği de detaylandırıyoruz. Birincisi: Maaş Günü Pazarlaması. Reklam bütçelerinizi rastgele yakmak yerine, insanların cebine paranın girdiği ayın 1'i ve 15'i gibi günlerde zirveye çıkarın. İhtiyaç anı değil, kaynak anı pazarlaması yapın! İkincisi: Sıkıcı Seminerlerin Geri Dönüşümü. Devasa otellerde yapılan seminerleri Youtube'a atıp izlenmemesine şaşırmayın. O uzun videoların en can alıcı 30 saniyesini kesip sosyal medyada çerezlik içerik (Snackable Content) haline getirin. Finans sektörü için iletişim tonu "Trendleri kullanarak samimiyetle inşa edilmiş güven" olmalıdır. Takım elbisenizi çıkarmak zorunda değilsiniz ama o soğuk dili bırakmak zorundasınız. Yatırımcınız makine değil; kredi kartı ekstresini düşünüp strese giren bir insandır. Ona finans dünyasını basitleştiren markalar, önümüzdeki dönemin asıl kazananları olacak. 🚀 Tüm bunları dinledim ama markam için nereden başlayacağımı bilmiyorum diyorsanız; finans sektörünün o sıkıcı duvarlarını yıkmak, maaş günü pazarlamasıyla dijitaldeki varlığınızı bir sonraki seviyeye taşımak ve markanıza özel teklif almak için joykek.com adresinden bana ve ekibime her zaman ulaşabilirsiniz. Gelin o 60 sayfalık okunmayan raporları, milyonlarca izlenen hikayelere birlikte dönüştürelim! ⏳ Bölüm Akışı 00:00 - 01:25 60 Sayfalık PDF vs. 30 Saniyelik TikTok02:19 - 03:45 İnsanlar Rakamla Değil Duyguyla Karar Verir03:45 - 05:26 Portföy Şirketleri TikTok'ta Dans mı Edecek? (FinTok Gerçeği)05:26 - 06:27 Strateji 1: Maaş Günü Pazarlaması (Payday Marketing)06:27 - 07:25 Strateji 2: Sıkıcı Seminerlerden "Çerezlik" (Snackable) İçerik Üretmek08:11 - 09:30 Joykek Reçetesi
more
Sakın Reklam Çıkmayın! Dunning-Kruger Tuzağında Batmadan Dinleyin
2026/03/31
Bütçeniz Çöpe Gidiyor: ChatGPT ve Dunning-Kruger Tuzağı! 🎙️ Dunning-Kruger etkisini daha önce hiç duydunuz mu? Toplumun belki de sadece yüzde üçünün ismen bildiği bu psikolojik kavram, aslında günümüz dijital pazarlama dünyasının en büyük ve en sinsi tehlikesini özetliyor: "Cahil Cesareti." Yani bir konu hakkında ne kadar az bilgiye sahipseniz, kendinizi o konuda o kadar devasa bir uzman sanma yanılsaması. Türkiye'de Dijital Pazarlama podcastinin bu bölümünde, sektörümüzün üzerindeki o odadaki fili, herkesin her şeyi bildiğini sandığı o büyük illüzyonu masaya yatırıyoruz. Son günlerde her köşe başında, her toplantı masasında şu korkutucu cümleleri duymaya başladık: "Biz hedef kitleyi zaten ChatGPT'ye sorduk, çok güzel bir liste verdi. Reklam metnini de Gemini'a yazdırdık. Bütün stratejiyi yapay zeka çıkardı. Bir dijital pazarlama uzmanına veya ajansa tonla para vermemize ne gerek var ki?" İşte bu cümle, Dunning-Kruger eğrisinin en tepesinde duran birinin kurabileceği en tehlikeli cümledir. Gerçekten birkaç satır komut (prompt) yazarak Meta'nın ve Google'ın her saniye değişen, karmaşık ve insanın cebindeki parayı saniyeler içinde eritebilen o vahşi dünyasını çözdüğünüzü mü düşünüyorsunuz? Yapay zeka araçları harika birer asistandır, bunu inkar etmiyoruz. Ancak bir asistanın size ne yapacağınızı söylemesiyle, o işi gerçekten sahada icra etmek arasında uçurumlar vardır. İnternete girip dünyanın en ünlü şefi Gordon Ramsay'nin Beef Wellington tarifini kelimesi kelimesine indirebilirsiniz. Peki o tarifi elinize aldığınızda siz Michelin yıldızlı bir şef mi olursunuz? Mutfağa girip o eti fırına attığınızda, fırının o günkü nem oranını, etin dokusunu, yağın o anki cızırtısını tariften okuyarak hissedebilir misiniz? Hayır, o eti büyük ihtimalle yakarsınız! İşte yapay zekanın size sunduğu o kusursuz reklam stratejileri de tam olarak o yemek tarifidir. Yapay zeka kuralları ezbere bilir, ama oyunu kesinlikle bilmez. İşletme sahibi ChatGPT'den aldığı stratejiyle gaza gelip reklam panelini açtığında gerçek hayat başlar. Meta'nın algoritması bir Salı öğleden sonra aniden çöker. Ülkemizdeki anlık bir siyasi veya ekonomik gelişmeden dolayı BGBM (Bin Gösterim Başına Maliyet) fiyatları bir anda üç katına fırlar. Rakip marka tam o saatte devasa bir indirim kampanyası patlatır. Şimdi soruyorum size: ChatGPT o kriz anında sizin yanan bütçenizi kurtarabilir mi? Hayır. Çünkü yapay zekanın etten, kemikten ve cüzdandan haberi yoktur. Biz dijital pazarlama uzmanları sadece ekrandaki veriyi okumayız; biz o verinin arkasındaki insanı, sosyolojiyi ve psikolojiyi anlamlandırırız. Bizim işimiz sadece panele bütçe girmek değil, risk yönetimidir. "Bu strateji kağıt üzerinde kusursuz duruyor ama bizim yerel pazarımızda çalışmaz" diyebilen o "sokak zekası"dır bizi uzman yapan. Çimento ve tuğla ucuzladı diye mimarın değeri düşmez. Aksine, herkes derme çatma binalar inşa etmeye başladığında; sağlam bina diken uzman mimarların değeri katlanarak artar. Bu bölümde e-ticaret markalarının bütçelerini algoritmaların ezbere dünyasına bırakmadan önce neden iki kez düşünmeleri gerektiğini tüm çıplaklığıyla anlattım. 🚀 Tüm bunları dinledim ama markam için nereden başlayacağımı bilmiyorum diyorsanız, dijital pazarlama süreçlerinizi birlikte yönetmek, yeni nesil trendleri yakalamak ve markanıza özel teklif almak için joykek.com adresinden bana ve ekibime her zaman ulaşabilirsiniz. Birlikte büyümeye hazırız! ⏳ Bölüm Akışı 00:00 - 01:17 Dunning-Kruger Etkisi ve "Cahil Cesareti" Nedir?01:17 - 03:15 "Biz ChatGPT'ye Sorduk" Diyenlerin Büyük İllüzyonu03:15 - 04:25 Yapay Zeka Harika Bir Asistandır Ancak Her Şeyi Çözmez04:25 - 05:58 Beef Wellington Örneği: Yemek Tarifini Okumak Sizi Şef Yapar Mı?05:58 - 08:17 Veriyi Okumak Değil, Anlamlandırmak: AI'ın Bilmediği "Sokak Zekası"08:17 - 09:33 Meslektaşlara Çağrı: Çimento Ucuzladı Diye Mimarın Değeri Düşmez!09:33 - 10:55 Marka Sahiplerine Uyarı ve Kapanış: Kendi Ameliyatınızı Kendiniz Yapmayın
more
"Bi' Google'layayım" Devri Kapanıyor Yeni Arama Motorunun Adı TikTok
2026/03/24
Yeni mekan aradığımızda veya bir ürünün nasıl kullanıldığını merak ettiğimizde yıllarca tek refleksimiz vardı: "Dur şunu Google'layayım." Ancak bugün oyunun kuralları tamamen değişiyor. Z kuşağı başta olmak üzere yeni nesil artık bir şeyleri Google'lamıyor. Milyarlarca sayfalık, kusursuz algoritmaya sahip Google dururken, gençler neden Kadıköy'de kahve içecekleri yeri ararken TikTok arama çubuğunu kullanıyor? Eğer markanızı hala dans edilen bir platform ön yargısıyla TikTok'tan uzak tutuyorsanız, masada milyonlarca lira bırakıyorsunuz demektir. Türkiye'de Dijital Pazarlama podcastinin bu bölümünde dijital pazarlamacıların ve e-ticaret markalarının ezberini bozacak büyük değişimi konuşuyoruz. Adobe'nin 2026 güncel verilerine göre, Z kuşağının %64'ü TikTok'u arama motoru gibi kullanıyor. Google yöneticileri bile gençlerin %40'ının öğle yemeği mekanı ararken Google Haritalar'a değil, TikTok'a gittiğini itiraf ediyor. Çünkü günümüz tüketicisi mavi linkler değil, gerçek deneyim arıyor. Eskiden en iyi kapatıcı araması için 1500 kelimelik SEO makaleleri yazdırırdık. Bugün tüketici, TikTok'ta kuru ciltler için kapatıcı yazdığında karşısına o ürünü yüzüne sürerek sonucu 15 saniyede gösteren insana inanıyor. Müşteriler otoriteye değil, otantisiteye ve gerçekliğe prim veriyor. İşte tam bu noktada TikTok SEO kavramı hayatımıza giriyor. Videolarınızın arama sonuçlarında üst sıralara çıkması için uygulamanız gereken 3 hayati adımı bu bölümde anlatıyorum. Birincisi: Otomatik tamamlama özelliğini kullanarak müşterinizin sorduğu gerçek soruları bulmak. İkincisi: Anahtar kelimeleri açıklama kısmına yazmakla kalmayıp, videonun üzerine metin olarak eklemek ve kendi sesinizle telaffuz etmek. Algoritma ağzınızdan çıkan kelimeleri endeksliyor! Üçüncüsü: Kusurlu olmaktan korkmamak. Jilet gibi reklam filmleri yerine, arka planda deponuzun göründüğü paketleme anını paylaşmak. İnsanlar arkasında gerçek insanların nefes aldığı markalardan alışveriş yapıyor. Google elbette ölmüyor; derin araştırmalar ve karmaşık kararlar için hala orada. Ancak konu gündelik keşif olduğunda ilk aramayı TikTok'ta yapıyoruz. Bütçenizi sadece geleneksel SEO'ya ayırıyorsanız, bu dev dalganın altında kalma riskiniz çok yüksek. Kendi arama alışkanlıklarınızın da değiştiğini fark ettiyseniz dinledikten sonra LinkedIn'den bana yazın. Spotify'da bölümü beğenmeyi, 5 yıldız bırakmayı ve linki ekibinize ateşlemeyi unutmayın! Haftaya dijital pazarlamanın kalbinde atan yepyeni konuyla görüşmek üzere, trendlerin gerisinde kalmayın. Dijitalde güçlü kalın! İyi dinlemeler. 🚀 "Tüm bunları dinledim ama markam için nereden başlayacağımı bilmiyorum" diyorsanız, dijital pazarlama süreçlerinizi birlikte yönetmek ve markanıza özel teklif almak için joykek.com adresinden bana ve ekibime her zaman ulaşabilirsiniz. Birlikte büyümeye hazırız! ⏳ Bölüm Akışı 00:00 - 01:33 | Giriş: "Bi' Google'layayım" Devri Neden Kapanıyor?01:33 - 02:20 | Bayram Sonrası Sohbeti ve Kasvetli Havada Kayıt Günlüğü02:20 - 03:43 | Şok Edici Veriler: Z Kuşağının %64'ü Neden TikTok'u Tercih Ediyor?03:43 - 04:47 | İnsanlar "Link" Değil "Deneyim" Arıyor: Kadıköy Moda Mekan Örneği04:47 - 06:17 | 15 Saniyelik Video, 1500 Kelimelik SEO Bloğunu Nasıl Yeniyor?06:17 - 06:44 | Yeni Dönemin Altın Kuralı: Otorite vs. Otantisite (Gerçeklik)06:44 - 07:39 | Markalar İçin Aksiyon Planı: Dans Etmeyin, Soruları Cevaplayın!07:39 - 08:23 | TikTok SEO Taktik #1: İnsanların Ne Aradığını Araştırın08:23 - 09:01 | TikTok SEO Taktik #2: Anahtar Kelimeleri Videoya "Gömmek" (Ses ve Metin)09:01 - 09:39 | TikTok SEO Taktik #3: Kusurlu Olmanın Dayanılmaz Gücü09:39 - 11:06 | Google Ölmüyor Ama "Gündelik Keşfin" Yeri Değişti11:06 - 11:42 | Yepyeni Bir Kavram: SEO (Search Everywhere Optimization)11:42 - 12:56 | Kapanış: Kendi Alışkanlıklarımızla Yüzleşme, İletişim Çağrısı ve Veda
more
"AI Yaptı, Biz Paylaştık" Döneminin Sonu Geldi ve Özgün İçeriklerin Değeri Arttı
2026/03/17
Bu hafta hepimizin sosyal medya akışlarına ve WhatsApp gruplarına düşen, o aşırı gerçekçi ama bir o kadar da sahte "Netanyahu öldü mü?" videolarını gördünüz mü? Yapay zekanın gerçeği manipüle etme gücü ve ulaştığı seviye artık hepimizin malumu. Saniyeler içinde milyonlarca insanı inandırabilen ve teyit mekanizmalarını ayağa kaldıran bu teknoloji, küresel siyaseti sarsarken biz dijital pazarlamacılar için de çok daha sinsi bir tehlike çanının çaldığını haber veriyor. Eğer bir yapay zeka aracı koca bir ülkenin lideri hakkında böyle bir illüzyon yaratabiliyorsa, markalarımız için ürettiği "kusursuz" metinlerin ve görsellerin sınırı neresi? Bu mükemmel illüzyonun sonu nereye varacak? Konumuz: 2026 yılında dijital pazarlamanın en büyük kırılma noktası olan "Özgün İçeriğin İntikamı". Hatırlayın, 2023 ve 2024 yıllarında ChatGPT ve Midjourney hayatımıza bir meteor gibi düştüğünde hepimiz o "yapay zeka sarhoşluğunu" derinlemesine yaşadık. "Bana 500 kelimelik SEO uyumlu blog yaz", "Bana bir Instagram caption'ı çıkar" diyerek kolaya kaçtık, maalesef biraz tembelleştik. Markalarımızın hesapları, birbiriyle aynı cümleleri kuran, aynı aşırı parlak ve ruhsuz görselleri paylaşan robotik yapılara dönüştü. "Hızla gelişen dijital dünyada..." diye başlayan o sıkıcı ve jenerik metinleri kim unutabilir ki? Fakat bugün, 2026'nın gerçekliğinde o sihir tamamen bozuldu. Neden mi? Çünkü tüketici de, dinleyici de artık bu "kusursuz" plastiğe karşı inanılmaz bir bağışıklık kazandı. Eskiden web sitelerinde sağda solda çıkan reklamları görmezden geldiğimiz "Reklam Körlüğü" (Banner Blindness) vardı; şimdi ise tam anlamıyla büyük bir "AI Körlüğü" yaşıyoruz. Tüketici bir içeriğin yapay zeka tarafından üretildiğini ilk paragrafından, hatta kullandığı üç emoji kombinasyonundan bile anlıyor. Ve anladığı saniye bağ kurmayı bırakıp ekranı kaydırmaya devam ediyor. Tıpkı o sahte videoda olduğu gibi zihinsel bir bariyer örüp, "Bu gerçek değil ki" diyor. İşte tam da bu noktada, uzun zamandır optimizasyon uğruna algoritmaların dibine ittiğimiz o altın kavram intikamını alıyor: Özgünlük, samimiyet ve insanlık. Günümüzde algoritmalarda artık yapay zekayla pürüzsüzleştirilmiş videolar değil; bir girişimcinin deposunda koli yaparken kamerayı yamuk bir açıyla koyup kargo şirketiyle yaşadığı sorunu tüm doğallığıyla anlattığı, içinde "ter, emek ve insan" olan o gerçek içerikler patlıyor. Çünkü tüketici kusursuz plastiği değil, kusurlu ama gerçek hikayeyi satın alıyor. Peki, yapay zekayı tamamen hayatımızdan çıkarıp çöpe mi atıyoruz? Elbette hayır! Bu bölümde yapay zekayı bir "İçerik Üreticisi" (Creator) konumundan çıkarıp, nasıl inanılmaz hızlı ve zeki bir "Asistan"a dönüştüreceğimizi konuşuyoruz. Dijital pazarlamada yeni dönemin altın formülü olan 80/20 kuralını detaylıca masaya yatırıyoruz. İşin %80'lik angaryasını, veri araştırmasını ve iskelet kurulumunu yapay zekanın kas gücüne bırakırken; o işi satacak, insanla bağ kuracak %20'lik o sihirli, insani ve markaya özgü dokunuşu nasıl yapmamız gerektiğini örneklerle inceliyoruz. Özetle, "AI yaptı, biz paylaştık" devri tamamen kapandı. Şimdi "AI ile hazırladık, insan gibi paylaştık" dönemi başlıyor. Bölüm Akışı 01:22 - Sektörel Yüzleşme: Yapay Zeka Markalarımız İçin Ne Kadar İleri Gidebilir? 02:10 - 2023-2024'e Kısa Bir Dönüş: Yapay Zeka Sarhoşluğu, Tembellik ve Kopya Metinler 03:25 - "AI Körlüğü" (AI Blindness) Başladı: Tüketici Sahte İçeriği Nasıl Saniyeler İçinde Anlıyor? 04:25 - Özgün İçeriğin İntikamı: Kusursuz Plastik mi, Kusurlu Ama Gerçek Olan mı? (Usta/Soğan Örneği) 06:16 - Kısa Bir İtiraf: Neden ChatGPT Aboneliğimi İptal Edip Gemini'a Geçtim? 07:02 - Yapay Zekayı Çöpe Atmıyoruz: "İçerik Üreticisi" Değil, "Asistan" Olarak Konumlandırmak 08:27 - Dijital Pazarlamada Yeni Dönemin Formülü: 80/20 Kuralı (%80 Kas Gücü, %20 İnsan Ruhu) 09:03 - Özet: "AI Yaptı" Devri Bitti, "AI ile Hazırladık, İnsan Gibi Paylaştık" Devri Başladı
more
Sanayi Firmaları LinkedIn ile Nasıl Müşteri Buluyor, B2B Satışın Gizli Kanalı
2026/03/10
LinkedIn uzun yıllar Türkiye’de daha çok CV güncelleme platformu veya işe alım ağı olarak görüldü. Ancak son yıllarda bu algı hızla değişiyor. Özellikle B2B ve sanayi sektöründe faaliyet gösteren şirketler için LinkedIn artık sadece bir sosyal ağ değil, doğru kullanıldığında yeni müşterilere, distribütörlere ve iş ortaklarına ulaşılabilen güçlü bir ticari kanal haline geliyor. Türkiye’de LinkedIn kullanıcı sayısı 20 milyonun üzerine çıkmış durumda ve bu kitlenin önemli bir bölümü şirket yöneticileri, satın alma sorumluları, mühendisler, ihracat yöneticileri ve karar vericilerden oluşuyor. Yani klasik sosyal medya platformlarından farklı olarak LinkedIn’de karşınıza çıkan kitle çoğu zaman doğrudan iş dünyasının içinden geliyor. Bu da sanayi firmaları için çok büyük bir fırsat anlamına geliyor. Birçok üretici firma yıllardır yeni müşteri bulmak için fuarlara katılıyor, distribütör ağlarını genişletmeye çalışıyor veya ihracat kanallarını farklı yollarla büyütmeye çalışıyor. Ancak dijital dünyada çok daha görünür hale gelen LinkedIn, aslında bu süreçlerin dijital versiyonu gibi çalışıyor. Doğru bir stratejiyle kullanıldığında LinkedIn adeta sürekli açık bir fuar alanı gibi çalışabiliyor. Bu bölümde B2B sanayi firmalarının LinkedIn üzerinden nasıl müşteri bulabileceğini, bu platformu sadece kurumsal bir vitrin olarak kullanmanın neden yeterli olmadığını ve gerçekten satışa dönüşebilecek bir sistemin nasıl kurulabileceğini konuşuyoruz. Çünkü birçok şirket LinkedIn’de var olmasına rağmen platformu stratejik olarak kullanmıyor. Sayfalar açılıyor, zaman zaman fuar fotoğrafları paylaşılıyor ya da şirket içi duyurular yapılıyor. Ancak bu tarz paylaşımlar tek başına yeni müşteri kazandırmıyor. LinkedIn’de gerçekten müşteri bulabilmek için öncelikle güçlü bir şirket sayfası oluşturmak gerekiyor. Şirketin ne ürettiği, hangi sektörlere hizmet verdiği, hangi ülkelerle çalıştığı ve hangi problemleri çözdüğü çok net bir şekilde anlatılmalı. Bunun yanında yöneticilerin ve satış ekiplerinin kişisel profilleri de büyük önem taşıyor. B2B dünyasında insanlar çoğu zaman şirketlerden önce insanlara güveniyor. Bu nedenle yöneticilerin LinkedIn’de görünür olması, sektörle ilgili fikirlerini paylaşması ve uzmanlıklarını göstermesi ciddi bir güven oluşturuyor. İçerik stratejisi de burada kritik bir rol oynuyor. LinkedIn’de sürekli ürün paylaşmak çoğu zaman beklenen etkiyi yaratmaz. Bunun yerine sektör içgörüleri, üretim süreçleri, teknik bilgiler, vaka analizleri ve gerçek uygulama örnekleri paylaşmak çok daha güçlü bir etki yaratır. Bu bölümde ayrıca LinkedIn’de en sık yapılan hataları, sanayi firmalarının içerik üretirken nelere dikkat etmesi gerektiğini ve LinkedIn’in neden günümüzde dijital bir ticari ağ haline geldiğini de detaylı şekilde ele alıyoruz. Eğer siz de üretim yapan bir şirkete sahipseniz ya da B2B pazarda büyümek istiyorsanız LinkedIn’i sadece bir profil alanı olarak değil, doğru stratejiyle yeni iş fırsatları yaratabileceğiniz güçlü bir pazarlama kanalı olarak değerlendirmeye başlamanız gerekiyor. Çünkü artık B2B satış çoğu zaman ilk telefon görüşmesiyle değil, ilk dijital izlenimle başlıyor. LinkedIn ise bu ilk izlenimin oluştuğu en önemli platformlardan biri haline gelmiş durumda. Bu bölümde tüm bu süreci gerçek örnekler ve uygulanabilir stratejilerle detaylı şekilde konuşuyoruz. 00:25 - B2B nedir ve neden işletmeler için büyük fırsatlar sunar 00:53 - LinkedIn gerçekten müşteri bulma platformu mu 01:37 - Türkiye’de LinkedIn kullanıcı sayısı ve ihracat verileri 02:28 - LinkedIn neden ihracat yapan firmalar için fırsat sunuyor 05:24 - Sanayi firmalarının LinkedIn’de yaptığı en büyük hata 06:03 - B2B satın alma süreci ve karar komitesi gerçeği 08:42 - LinkedIn’de başarı için 5 katmanlı strateji 16:30 - LinkedIn reklamları ve B2B satış için yeniden hedefleme stratejisi
more
Ortadoğu Krizi Reklam Performansınızı Sessizce Vuruyor Olabilir
2026/03/03
Reklamlarınız çalışıyor gibi görünüyor ama dönüşümler düşüyor mu? CTR fena değil ama satışlar yavaşladı mı? Sepete ekleme var ama satın alma gecikiyor mu? Belki sorun kampanya değil. Belki sorun bağlam. Bu bölümde Ortadoğu’daki savaş ortamının dijital pazarlamaya etkisini konuşuyoruz. Çünkü savaş sadece sınırları etkilemez. Savaş, tüketici psikolojisini etkiler. Psikoloji değiştiğinde satın alma davranışı değişir. Satın alma davranışı değiştiğinde ise reklam performansı sessizce aşınır. Bu bölümde şunları ele alıyoruz: Tüketici psikolojisi kriz dönemlerinde nasıl değişir? Impuls alışveriş neden azalır? Riskten kaçınma davranışı dönüşüm oranlarını nasıl etkiler? CPM, CTR ve ROAS neden dalgalanabilir? Soğuk kitle neden zayıflar, retargeting neden güçlenir? Ayrıca tarihten gerçek örnekler inceliyoruz. Körfez Savaşı döneminde otomotiv markaları neden indirim yerine finansal güvence mesajı verdi? Irak Savaşı sırasında Walmart neden reklamı kesmedi ve nasıl pazar payı kazandı? Rusya–Ukrayna savaşı sonrasında markalar iletişim tonunu nasıl değiştirdi? 2. Dünya Savaşı’nda Coca-Cola neden moral ve birlik mesajıyla konumlandı? Kriz dönemlerinde iki tip marka vardır: Panikleyen marka ve stratejik düşünen marka. Bu bölümde şunu net şekilde konuşuyoruz: Reklamı kesmek çözüm mü? Bütçeyi azaltmak mı gerekir? Yoksa mesajı değiştirmek mi? Çünkü bu dönem acquisition değil, retention dönemidir. Yeni müşteri kovalamaktan çok mevcut müşteriyi elde tutmak önem kazanır. Agresif satış dili yerine empati, güven ve şeffaflık dili çalışır. Türkiye perspektifini de ele alıyoruz. Jeopolitik risk, döviz dalgalanması, lojistik maliyetleri ve marj erimesi… ROAS’ın tek başına yeterli olmadığı dönemler neden başlar? Net kâr takibi neden daha kritik hale gelir? Bu bölüm özellikle şunu anlamanızı sağlayacak: Reklam performansındaki düşüş her zaman teknik bir problem değildir. Bazen problem psikolojiktir. Ve pazarlama, bağlamı okumaktır. Eğer markanızı kriz dönemlerinde nasıl konumlandırmanız gerektiğini merak ediyorsanız, bu bölümü mutlaka dinleyin. Çünkü kriz kötü pazarlamacıyı bitirir. İyi pazarlamacıyı büyütür. Podcastimle ilgili öneri ve iş birlikleri için [email protected] adresinden ya da Instagram’da @frktprk üzerinden bana ulaşabilirsiniz. 00:00 - 02:35 Ortadoğu Krizi ve Tarihsel Örnekler 02:35 - 03:45 Savaşın Tüketici Psikolojisine Etkisi 03:45 - 06:30 Impuls Alışveriş Nedir ve Neden Azalır? 06:30 - 07:50 Reklam Performansı Neden Dalgalanır? 07:50 - 09:20 Reklamları Durdurmalı mıyız? 09:20 - 10:30 Mesaj Dili Nasıl Değişmeli? 12:15 - 14:09 Büyük Hata ve Stratejik Sonuç
more
Kadınlar Günü Kampanyaları Gerçekten İşe Yarıyor mu Yoksa Algı mı?
2026/02/24
8 Mart yaklaşırken markalar yine hazır. Pembe banner’lar, yüzde 30 indirimler, “Kadınlar Gününüz Kutlu Olsun” mesajları… Peki gerçekten soruyorum: Kadınlar Günü kampanyaları satışları artırıyor mu? Yoksa biz sadece takvim pazarlamasının yarattığı bir algının içinde mi yaşıyoruz? Bu bölümde 8 Mart’ın tarihsel arka planından başlayarak bugünkü e-ticaret gerçekliğine kadar uzanan net ve veri odaklı bir analiz yapıyorum. • Kadınlar Günü nasıl ortaya çıktı? • 8 Mart haftasında e-ticaret hacmi gerçekten artıyor mu? • En çok hangi yaş aralığı alışveriş yapıyor? • En çok alışveriş yapan cinsiyet kim? • Hangi ürün kategorileri zirve yapıyor? • Kozmetik mi, takı mı, çiçek mi, küçük ev aletleri mi? • “Kendine hediye alan kadın” psikolojisi mi daha güçlü, yoksa “hediye alan erkek” mi? Bu bölümde çok net bir gerçeği konuşuyoruz: En çok kazanan marka en çok indirim yapan değil, en doğru psikolojiyi okuyan markadır. Kadınlar Günü döneminde en büyük 5 hatayı açıklıyorum: Sadece indirim yapmak, segmentasyon yapmamak, CRM listesini kullanmamak, remarketing’i son güne bırakmak ve herkese aynı mesajı göstermek… Ayrıca şunu da detaylıca anlatıyorum: Yapay zeka bu kampanya döneminde nasıl kullanılmalı? • Segment tahmini ve davranış analizi • Erkek ve kadın hedef kitleye ayrı reklam mesajı üretme • Aynı ürün için 10 farklı duygu temelli kreatif oluşturma • ROAS’a göre otomatik bütçe artırma modelleri • Chatbot ve yapay zeka destekli satış asistanı ile dönüşüm oranını artırma • Son 72 saatte FOMO etkisi yaratma stratejisi Eğer markanıza 8 Mart kampanyası planlıyorsanız bu bölüm sizin için net bir yol haritası olacak. Bu bölüm sadece “kampanya yapın” demiyor. “Doğru kampanyayı doğru psikolojiyle yapın” diyor. Kadınlar Günü bir indirim günü mü? Yoksa marka konumlandırma fırsatı mı? Satış mı kazanacaksınız, marka değeri mi inşa edeceksiniz, yoksa ikisini birden mi? Cevap stratejide. Bu bölümü dinledikten sonra kampanyanıza farklı gözle bakacağınıza eminim. Türkiye’de Dijital Pazarlama Podcast’ini takip etmeyi unutmayın. Bölümle ilgili görüşlerinizi benimle paylaşabilirsiniz. Reklam ve iş birlikleri için [email protected] Instagram: @frktprk Şimdi soruyorum… Takvimi mi yönetiyorsunuz, yoksa takvim mi sizi yönetiyor? 💜 01:24 – Pazarlama açısından Kadınlar Günü’nün anlamı 02:02 – Gerçek vaka analizi ve %62 satış artışı 03:34 – 8 Mart haftasında e-ticaret verileri 03:49 – En çok satış yapılan kategoriler 04:10 – En çok alışveriş yapan yaş aralığı ve cinsiyet 04:34 – 8 Mart’ın iki ana psikolojisi 05:00 – Gerçek dönüşümü yaratan 3 kritik unsur 05:30 – Kadınlar Günü kampanyalarındaki en büyük 5 hata 06:17 – Doğru kampanya zamanlaması ve FOMO stratejisi 06:34 – Yapay zeka ile segmentasyon ve kreatif üretimi 07:30 – Dinamik reklam mesajı ve bütçe optimizasyonu 08:08 – Chatbot ve satış asistanı ile dönüşüm artışı 08:54 – Gerçek mi algı mı sorusunun net cevabı 09:47 – Satış haftası mı yoksa marka konumlandırma fırsatı mı? 10:27 – Sonuç: Strateji varsa gerçek, yoksa takvim pazarlaması
more
Dijital Pazarlama Öğrenenlerin %90’ı Neden Asla Para Kazanamıyor
2026/02/17
Bugün 17 Şubat 2026. Böyle tarihlere özellikle dikkat ederim. Çünkü bazı günlerin enerjisi farklıdır. Bugün spiritüel olarak yoğun bir gün. Güneş tutulması var ve gökyüzü bize şunu söylüyor: Plansız hareket eden değil, bilinçli adım atan kazanacak. Tam da bu yüzden bugün sert bir konu konuşuyoruz. Dijital pazarlama öğrenenlerin yüzde 90’ı neden asla para kazanamıyor? Bakın çok net konuşacağım. Öğreniyorsunuz ama kazanmıyorsunuz. Kurs alıyorsunuz, YouTube izliyorsunuz, Meta panelini kurcalıyorsunuz, Google Ads sertifikası alıyorsunuz. Terimleri biliyorsunuz. CTR nedir biliyorsunuz, CPC nedir biliyorsunuz. Ama ay sonunda cebinize para girmiyor. Neden? Çünkü dijital pazarlamayı öğrenmiyorsunuz, terimleri ezberliyorsunuz. Birinci büyük problem bu. İnsanlar taktik öğreniyor ama sistem kurmuyor. Reklam vermeyi öğreniyor ama gelir makinesi kurmayı öğrenmiyor. Oysa dijital pazarlama butona basmak değildir. Dijital pazarlama sıfırdan müşteri kazanma sistemi tasarlamaktır. Funnel kurgulamaktır. Retargeting planlamaktır. CRM entegrasyonu düşünmektir. Bilgi var ama yapı yok. İkinci sebep daha derin: Para psikolojisi yok. Ücret istemeye çekiniyorsunuz. Teklif gönderirken korkuyorsunuz. “Ya pahalı derlerse?” diyorsunuz. “Ya sonuç alamazsam?” diye düşünüyorsunuz. Bu enerjiyle kazanamazsınız. Çünkü siz bir markaya bütçeni bana ver diyorsunuz. Eğer siz kendinize inanmıyorsanız o bütçe size gelmez. Dijital pazarlama teknik olduğu kadar özgüven işidir. Üçüncü sebep kurs bağımlılığı. Sürekli eğitim, sürekli sertifika ama uygulama yok. Ben hep şunu söylüyorum: 10 saat eğitim, 100 saat uygulama. Ama çoğu kişi 100 saat eğitim, sıfır saat uygulama yapıyor. Sonra “Bu işte para yok” diyor. Hayır, para var. Sen sahaya çıkmadın. Dördüncü sebep niş seçmemek. Herkese hizmet vermeye çalışıyorsunuz. E-ticaret de olur, emlak da olur, klinik de olur. Bu kafa ile derinleşemezsiniz. Para uzmanlaşmaya gider. Bir sektöre odaklandığınızda hızlanırsınız, özgüveniniz artar, fiyatınız yükselir. Beşinci sebep satış bilmemek. Satış konuşması yapamayan, teklif yazamayan, fiyat savunamayan dijital pazarlamacı para kazanamaz. Teknik bilgi tek başına yetmez. Kendinizi satamazsanız hizmetinizi de satamazsınız. Altıncı sebep sabırsızlık. Üç gün kötü giden kampanyada panik yapıyorsunuz. Oysa bu iş test, veri ve optimizasyon işidir. Dijital pazarlama sihir değil, matematik işidir. Yedinci sebep ise gerçek anlamda iş kurma niyeti olmaması. Özgürlük hayali var ama disiplin yok. CRM yok, sistem yok, takip yok. Bu iş freelancer romantizmi değil, girişimciliktir. Para kazanan yüzde 10 ne yapıyor? Sistem kuruyor. Niş seçiyor. Satışı öğreniyor. Uyguluyor. Psikolojisini yönetiyor. Net oluyor. Bugün kendinize şu soruyu sorun: Ben gerçekten bu işi gelir modeline dönüştürmek istiyor muyum, yoksa sadece öğrenmiş olmak mı istiyorum? Bilgi zengin yapmaz. Sistem kuran kazanır. Ben Faruk Toprak. Türkiye’de Dijital Pazarlama Podcast’inde bugün biraz sert konuştum ama gerçekleri konuştuk. Eğer bu bölüm sana dokunduysa paylaşmayı unutma. Çünkü bu sektörde öğrenen çok, kazanan az. 00:21 Dijital pazarlama öğrenenlerin %90’ı neden kazanamıyor 01:08 Taktik öğrenmek vs sistem kurmak 02:30 Dijital pazarlama bir gelir makinesidir 02:48 Para psikolojisi ve özgüven problemi 03:23 Kurs bağımlılığı ve uygulama eksikliği 03:47 Niş seçmemenin büyük hatası 04:22 Satış bilmeyen dijital pazarlamacı neden kaybeder 04:43 Sabırsızlık ve optimizasyon gerçeği 05:17 Freelancer romantizmi vs girişimcilik 05:39 Para kazanan %10 kim? 05:53 2026’da yapay zeka ve strateji farkı 06:19 Gelir modeline dönüşme kararı 06:46 Para netliğe gelir 07:15 Joy Akademi ve kapanış mesajı
more
Bu 7 Hata Yüzünden Reklamlar Çalışsa Bile Satış Gelmiyor
2026/02/10
00:00 - Bu bölüm neden can yakacak ve kimler dinlemeli 00:44 Hata 1 - Reklam sihirli değnek sanılıyor 01:39 Hata 2 - Ürün sayfasını katalog gibi kullanmak 02:34 Hata 3 - Herkese aynı reklamı göstermek 03:22 Hata 4 - Dönüşüm ve KPI takibinin yanlış kurulması 04:54 Hata 5 - Güven unsurlarını küçümsemek 05:42 Hata 6 - Sepeti terk eden müşteriyi unutmak 06:33 Hata 7 - Kısa vadeli düşünmek ve sistem kurmamak Sevgili dostum, bu bölüm biraz can yakabilir. Baştan uyarıyorum. Çünkü bugün ajans olarak neredeyse her hafta, her ay, her projede karşımıza çıkan ve satışları sessizce sabote eden 7 büyük e-ticaret hatasını tüm açıklığıyla masaya yatırıyorum. Üstelik bu hatalar sadece yeni başlayan markalarda değil, milyonluk ciro yapan firmalarda da karşımıza çıkıyor. E-ticarette işler yolunda gitmediğinde çoğu zaman ilk suçlanan şey reklam oluyor. Reklam bütçesi artırılıyor, kreatifler değiştiriliyor, platformlar suçlanıyor. Ama gerçek şu ki problem çoğu zaman reklamda değil, sistemin kendisinde yatıyor. Eğer reklam veriyorum ama satış gelmiyor diyorsan, ROAS düşüyor, sepetler dolup boşalıyorsa, ziyaretçi var ama ödeme yoksa, bu bölüm tam olarak senin için hazırlandı. Bu bölümde ajans olarak sahada en sık karşılaştığımız şu soruların cevabını net bir şekilde veriyorum: Neden iyi reklam kötü sonuç verir? Neden trafik var ama satış yoktur? Neden bazı siteler aynı bütçeyle çok daha fazla kazanır? Ve neden bazı markalar sürekli daha fazla reklam bütçesi yakar? Konuştuğumuz 7 hata, küçük detaylar gibi görünse de bir araya geldiğinde e-ticaret markalarının büyümesini ciddi şekilde yavaşlatıyor. Ürün sayfalarının satış yerine katalog gibi hazırlanması, herkese aynı mesajın gösterilmesi, dönüşüm takibinin yanlış veya eksik kurulması, güven unsurlarının hafife alınması, sepeti terk eden kullanıcıların tamamen unutulması ve en önemlisi kısa vadeli düşünme alışkanlığı… Bu bölümde sadece “şu yanlış” demekle kalmıyorum. Neden yanlış olduğunu, neye mal olduğunu ve nasıl düzeltilmesi gerektiğini de ajans perspektifiyle anlatıyorum. E-ticarette sürdürülebilir büyüme, sadece reklam vermekle değil; doğru sistem kurmakla, doğru mesajı doğru kişiye doğru zamanda göstermekle mümkün oluyor. Bu bölümü dinledikten sonra sitene, reklamlarına ve satış süreçlerine çok daha farklı bir gözle bakacağına eminim. Eğer bu 7 maddeden en az 2–3 tanesi bizde var diyorsan, yalnız değilsin. Ama iyi haber şu: Bu hataların hepsi düzeltilebilir. Yeter ki problemi reklamda değil, sistemde aramayı öğren. Bu bölüm, e-ticarette neden takıldığını gerçekten anlamak isteyenler için hazırlandı. Dinle, not al, sitene tekrar bak.
more
Bir Reklamla Herkesi İkna Edemezsin İşte Sebepleri ve Karakter Gerçeği
2026/02/03
00:00 Karakterler her yerde, önce arketipini tanı 03:20 Umut abinin konuşma korkusu ve yüzleşme 06:20 NLP ve arketipleri pazarlamaya çevirme 07:10 Hedef kitle var, karakter analizi yok 12:40 Dost ve Ebedi Çocuk deneyim, özgünlük, eğlence 14:00 Kampanya değil hikaye, ürün değil deneyim 16:45 Amazon ve Savaşçı başarı, kanıt, sayılar 18:30 Joykek örnekleri, karar verici neden sayı ister 22:10 Filozof ve Mistik anlam, değer, neden sorusu 24:20 İşe alım ve devir teslimde karakter uyumu Bu bölümde pazarlamanın en çok gözden kaçırdığı ama dönüşümü doğrudan belirleyen bir gerçeği masaya yatırıyoruz. Herkese aynı reklamı göstererek satış yapmaya çalışıyoruz, ama herkes aynı sebeple satın almıyor. Umut abiyle birlikte arketipler ve karakter tipleri üzerinden şunu netleştiriyoruz: Ürününüz aynı kalsa bile mesajınız yanlış karaktere gidiyorsa reklamınız boşa gider. Sohbetin ilk kısmında Umut abinin topluluk önünde konuşma korkusunu nasıl fark ettiğini, bu korkunun arkasındaki reddedilme düşüncesini ve yüzleşmenin nasıl bir dönüşüm yarattığını konuşuyoruz. Buradan pazarlamaya geçiş yapıyoruz, çünkü korku ve belirsizlik sadece bireylerin değil, işletmelerin de kaderini belirliyor. Bir marka riskten kaçtığında, yeni bir şey denemediğinde ya da sürekli aynı dili konuştuğunda aslında görünmez bir fren çekmiş oluyor. Sonra karakter modelini pazarlama diliyle çerçeveliyoruz. Google ve Meta size yaş, cinsiyet, ilgi alanı verir ama karakter vermez. Peki markanız bunu nasıl çözer? Ürününüzü kullanan müşterileri dinleyerek, kısa görüşmeler yaparak, toplantılarda kullanılan kelimeleri yakalayarak ve satın alma motivasyonunu çözerek. Dost ve Ebedi Çocuk tarafında yeni deneyim, özgünlük ve eğlence beklentisini görüyoruz. Bu kitleye kampanya anlatmak yerine hikaye anlatmanız, ürün söylemek yerine deneyimi hissettirmeniz gerek… Amazon ve Savaşçı tarafında ise başarı, rekabet ve kanıt ihtiyacı öne çıkıyor. Bu kitleye romantik vaatler değil, net sonuçlar, sayı, referans ve başarı hikayeleri gerekir. Joykek müşteri toplantılarında karar vericilerin neden rakam istediğini, case study ile başlamanın neden oyunu değiştirdiğini ve sunumun ilk 3 dakikasında hangi verilerin masaya konması gerektiğini konuşuyoruz. Ne harcadık, ne kazandık, nereden nereye gideceğiz soruları bu karakterin doğal dili. Filozof ve Mistik çizgisinde ise neden sorusu var. Değer, vizyon, anlam ve derinlik arayan bir kitleye sadece indirim konuşursanız bağ kuramazsınız. Burada içerik, manifesto, marka hikayesi, uzmanlık ve uzun format anlatım devreye girer. Bu karaktere satış baskısı değil, düşünce liderliği ve güven veren bir anlatı gerekir. Bölümün sonunda bu bilginin sadece reklam metinlerinde değil, ekip kurulumunda, işe alımda, departman yerleşiminde ve devir teslim süreçlerinde nasıl kullanılabileceğine değiniyoruz. İstediğinize değil isteyene devredersiniz cümlesi bu bölümün işletme tarafındaki en kritik anahtarı. Doğru karakter doğru rolde olduğunda hem ekip huzuru hem performans hem de büyüme daha kolay olur. Dinlerken kendinize şu üç soruyu sorun: Markanız hangi karakter diliyle konuşuyor, müşteriniz hangi karakter diliyle dinliyor, reklamınız hangi karakteri hedefliyor? Bu üçü aynı hizaya geldiğinde dönüşümler hızlanır, yanlış hizadaysa bütçe yanar.
more
İnsanlar Neden Tıklıyor Neden Kaçıyor Gestalt Psikolojisi ile Satışın Gizli Kodları
2026/01/27
03:17 Gestalt nedir beyin kararları nasıl verir 04:07 Yakınlık ilkesi web sitesi ve mağaza örnekleri 05:25 Benzerlik ilkesi güven ve marka algısı 06:31 Tamamlama ilkesi beynin boşlukla ilişkisi 07:31 Merak yaratan eksik mesajlar neden çalışır 08:42 Billboard ve outdoor pazarlamada tamamlama örneği 08:59 Süreklilik ilkesi göz yolu nasıl tasarlanır 10:25 Şekil zemin ilişkisi CTA neden görünmez olur 12:17 Psikoloji ve pazarlamada algı kısa yolları 13:01 Semiha ile tasarım ve algı üzerine sohbet 16:15 Gerçek projelerde Gestalt nasıl kullanılıyor 17:18 Tasarımcıların en sık yaptığı Gestalt hataları Bu bölümde sana çok temel ama çoğu markanın fark etmeden hata yaptığı bir konudan bahsediyorum: İnsanlar neden tıklıyor, neden kaçıyor? Bir web sitesine girdiğinde ya da bir reklam gördüğünde, bazen hiçbir şey yapmadan çıkarsın. Bazen de hiç planlamadığın halde tıklarsın, incelersin, hatta satın alırsın. İşte bu kararların büyük kısmı mantıkla değil, algı ile verilir. Ve bu algının arkasında Gestalt psikolojisi vardır. Gestalt İlkeleri bize şunu söyler: İnsan beyni dünyayı tek tek parçalar halinde değil, bir bütün olarak algılar. Yani kullanıcı senin sayfanda butonları, görselleri, metinleri ayrı ayrı incelemez. Beyni onları gruplayarak, tamamlayarak ve anlamlandırarak hızlıca karar verir. Bu bölümde Gestalt’ın temel prensiplerini pazarlama ve satış perspektifinden ele alıyorum. Yakınlık, benzerlik, tamamlama, süreklilik, şekil-zemin ve ortak kader gibi kavramların; web sitelerinde, reklamlarda, e-ticaret sayfalarında ve offline pazarlamada nasıl çalıştığını gerçek örneklerle anlatıyorum. Bir tasarım neden güzel olduğu halde satmaz? Bir reklam neden teknik olarak doğru ama etkisiz kalır? Neden bazı mağazalarda insanlar rahatça gezerken bazılarında hızlıca çıkmak ister? Bu soruların cevapları estetikte değil, algı yönetiminde gizlidir. Bölüm boyunca sadece dijital örneklerle sınırlı kalmıyoruz. Mağaza vitrinlerinden raf dizilimlerine, broşür tasarımlarından outdoor reklamlara kadar Gestalt İlkeleri’nin offline pazarlamada nasıl kullanılabileceğini de detaylı şekilde konuşuyoruz. Ayrıca insan psikolojisiyle pazarlamayı birleştirerek şuna odaklanıyoruz: Beyin neden düzeni sever, neden karmaşadan kaçar ve neden bazı markalara fark etmeden güvenir. Eğer web sitende dönüşümler düşükse, reklamların tıklanıyor ama satışa dönmüyorsa ya da mağazana giren müşteri karar vermekte zorlanıyorsa, sorun çoğu zaman fiyat değil, mesaj değil, ürün değil; algıdır. Bu bölüm sana şunu kazandıracak: Kullanıcıyı ikna etmeye çalışmadan nasıl yönlendirebileceğini Daha az anlatarak nasıl daha çok sattırabileceğini Tasarımı sadece görsel değil, stratejik bir satış aracı olarak nasıl kullanacağını Ben Faruk Toprak. Türkiye’de Dijital Pazarlama Podcast’inde bu bölümde insan beyninin satın alma kararlarını nasıl verdiğini, Gestalt psikolojisi üzerinden sade, net ve uygulanabilir şekilde ele alıyoruz. Dinledikten sonra markana, web sitene ve reklamlarına bir daha aynı gözle bakamayacaksın.
more
Kamerayı Aç Satış Başlasın AR VR ile Yeni Nesil Pazarlama
2026/01/20
00:12 QR kodla başlayan gerçek AR deneyimi 01:11 AR ve VR nedir temel farklar 01:59 Pazarlamada AR mı VR mı ne zaman hangisi 03:35 Gerçek kampanya örnekleri ve kullanım senaryoları 03:48 Ürünü denet iade oranını düşür 05:07 AR ile oyunlaştırılmış kampanyalar 06:53 En çok kullanılan sektörler 09:49 Offline pazarlamada AR ve VR farkı 11:18 Markalar AR ve VR’a nasıl başlamalı 12:45 Ölçümleme ve dönüşüm takibi 13:54 En sık yapılan hatalar 15:02 Markalar için net aksiyon planı Artık reklamlar izlenmiyor, yaşanıyor. Bu bölümde artırılmış gerçeklik (AR) ve sanal gerçeklik (VR) teknolojilerinin pazarlamayı nasıl kökten değiştirdiğini, markanıza nasıl gerçek bir deneyim alanı açtığını tüm detaylarıyla konuşuyoruz. Bugüne kadar pazarlama çoğunlukla şuna dayanıyordu: Mesajı göster, dikkat çek, tıklat, sat. Ama AR ve VR ile birlikte bu denklem değişti. Artık kullanıcı sadece reklamı görmüyor; ürünle etkileşime giriyor, deniyor, keşfediyor ve kararını çok daha hızlı veriyor. İşte bu bölüm tam olarak bu dönüşümün ne anlama geldiğini anlatıyor. Bölümün ilk kısmında şunu netleştiriyoruz: AR nedir, VR nedir, aralarındaki fark ne ve pazarlama tarafında hangisi ne zaman kullanılmalı? AR’ın günlük hayata neden daha hızlı girdiğini, VR’ın neden daha yüksek “wow etkisi” yarattığını ve bu iki teknolojinin markalar için hangi hedeflere hizmet ettiğini sade bir dille ele alıyoruz. Devamında gerçek kampanya mantıkları ve örnek kurgulara giriyoruz. Bir ürünün AR ile denetilmesi iade oranlarını nasıl düşürüyor? Ambalajlar, afişler ve mağaza içi materyaller nasıl “konuşur” hale geliyor? Offline bir temas noktası, doğru bir AR deneyimiyle nasıl ölçülebilir bir satış kanalına dönüşüyor? Bu soruların tamamını somut örnekler üzerinden açıklıyorum. Bölümde özellikle şu konulara detaylıca değiniyoruz: • AR ve VR’ın pazarlamada neden klasik reklamlardan çok daha güçlü olduğu • E-ticaret, kozmetik, moda, mobilya, otomotiv, gayrimenkul ve turizm sektörlerinde nasıl kullanıldığı • Sosyal medya filtrelerinin sadece eğlence değil, satış ve marka hatırlanması için nasıl kurgulanması gerektiği • VR showroom ve deneyim alanlarının etkinliklerde ve fuarlarda nasıl fark yarattığı • Offline pazarlamada QR, NFC ve görsel tanıma ile AR entegrasyonunun nasıl yapılacağı Ayrıca bu teknolojilere nereden ve nasıl başlanması gerektiğini de adım adım ele alıyoruz. Hangi hedef için hangi format daha doğru? WebAR mı, sosyal AR mı, VR deneyimi mi? Bu işin ölçümlemesi nasıl yapılmalı, CRM ve remarketing tarafına nasıl bağlanmalı? Sadece “havalı” değil, gerçekten sonuç üreten AR ve VR kurguları nasıl oluşturulur? Bölümün sonunda ise en sık yapılan hataları ve markaların neden bu alanda başarısız olabildiğini açıkça konuşuyorum. Çünkü AR ve VR doğru stratejiyle birleşmediğinde sadece kısa süreli bir eğlence olarak kalıyor. Doğru kurgulandığında ise pazarlama funnel’ının çok güçlü bir parçasına dönüşüyor. Eğer markanız için yeni nesil, deneyim odaklı ve gerçekten fark yaratan pazarlama yöntemlerini merak ediyorsanız, bu bölüm tam size göre. Ben Faruk Toprak. Türkiye’de dijital pazarlamanın bugününü ve yarınını birlikte konuşmaya devam ediyoruz.
more
Herkese Aynı Reklam Devri Bitti Hiper Kişiselleştirilmiş Pazarlama
2026/01/13
00:00 Açılış Herkese Aynı Reklam Devri Neden Bitti 01:50 Hiper Kişiselleştirmenin Ne Olduğunu Anlamak 03:00 Gerçek Bir Hiper Kişiselleştirme Hikayesi 05:00 Hiper Kişiselleştirmenin 3 Temeli Veri Otomasyon Doğru Zaman 07:00 Davranış Verisi ve Doğru Zamanlama 09:00 E-Ticarette Hiper Kişiselleştirme Nasıl Satış Getirir 11:00 B2B ve SaaS’ta Kişiye Özel Deneyimler 13:00 Offline Dünyada Hiper Kişiselleştirme Mağazacılık ve QR 15:00 Etik Sınırlar Güven ve İzin 16:30 Nasıl Başlanır Uygulanabilir İlk Adımlar ve Kapanış Bu bölümde dijital pazarlamanın en kritik kırılım noktalarından birini ele alıyorum: Herkese aynı reklamı gösterme devri neden bitti ve hiper kişiselleştirilmiş pazarlama deneyimleri neden artık bir tercih değil zorunluluk haline geldi. Bugün bir kullanıcı olarak hepimiz aynı döngünün içindeyiz. Sabah sosyal medyada bir reklama denk geliyoruz, gün içinde Google’da benzer bir arama yapıyoruz, bir siteye girip ürünlere bakıyoruz, belki sepete ekleyip çıkıyoruz. Ardından e-posta geliyor, WhatsApp mesajı düşüyor, akşam başka bir platformda aynı markayı tekrar görüyoruz. Ama bazı markalar bunu rahatsız edici şekilde yaparken bazıları tam tersine bizi gerçekten anlıyormuş hissi veriyor. İşte bu bölümde o farkın nereden geldiğini konuşuyoruz. Hiper kişiselleştirme sadece müşteriye adıyla hitap etmek değil. Müşterinin davranışını, niyetini, bulunduğu aşamayı ve karar verme sürecindeki engelleri anlamak demek. Bir müşteri fiyat yüzünden mi almıyor, kararsız olduğu için mi, güven problemi yaşadığı için mi yoksa zamanlama mı yanlış. Bu soruların her biri farklı bir mesaj, farklı bir teklif ve farklı bir kanal gerektiriyor. Aynı reklamla, aynı metinle herkese ulaşmaya çalışmak artık çalışmıyor. Bu bölümde hiper kişiselleştirmenin temelini oluşturan üç ana yapıdan bahsediyorum. Doğru veri, doğru otomasyon ve doğru zamanlama. Davranış verisinin neden CRM’de duran statik bilgilerden çok daha değerli olduğunu, otomasyonun sadece mesaj göndermek değil senaryo kurmak anlamına geldiğini ve zamanlamanın satış üzerindeki etkisini net örneklerle anlatıyorum. E-ticaret tarafında ürün önerilerinden sepet terk senaryolarına, dinamik içeriklerden mikro segmentlere kadar hiper kişiselleştirmenin nasıl satışa dönüştüğünü detaylı şekilde ele alıyorum. Her sepet terk eden kullanıcıya indirim göndermenin neden yanlış olabileceğini, bazen sosyal kanıtın bazen hız vurgusunun bazen de güven mesajlarının çok daha etkili sonuçlar verdiğini paylaşıyorum. B2B ve SaaS dünyasında hiper kişiselleştirmenin neden genelde göz ardı edildiğini ama aslında en büyük potansiyelin burada olduğunu anlatıyorum. Web sitesine giren ziyaretçinin sektörüne, ihtiyacına ve rolüne göre içerik ve teklif sunmanın satış süreçlerini nasıl hızlandırdığını örneklerle aktarıyorum. Offline pazarlama tarafında ise mağazacılık, etkinlikler ve fiziksel temas noktalarında hiper kişiselleştirmenin nasıl uygulanabileceğini konuşuyoruz. QR kodlar, sadakat sistemleri, mağaza içi deneyimler ve satış ekiplerinin veriyle desteklenmesinin neden fark yarattığını ele alıyorum. Bölümün sonunda hiper kişiselleştirmenin etik tarafına özellikle değiniyorum. Müşteriye değer sunmakla müşteriyi rahatsız etmek arasındaki ince çizgiyi, izinli iletişimin ve frekans kontrolünün neden kritik olduğunu vurguluyorum. Çünkü uzun vadede kazanan markalar, müşteriyi manipüle edenler değil, gerçekten anlayanlar oluyor. Eğer pazarlamada daha yüksek dönüşüm, daha güçlü müşteri ilişkileri ve daha akıllı bir sistem kurmak istiyorsanız bu bölüm tam size göre. Hiper kişiselleştirilmiş pazarlama geleceğin değil bugünün gerçeği. Keyifli dinlemeler.
more

Podcast reviews

Read Türkiye'de Dijital Pazarlama podcast reviews


5 out of 5
1 reviews

Podcast sponsorship advertising

Start advertising on Türkiye'de Dijital Pazarlama & sponsor relevant audience podcasts


What do you want to promote?

Ad Format

Campaign Budget

Business Details