1558630607
Mevlana Takvimi

Advertise on podcast: Mevlana Takvimi

This podcast has
2000 episodes
Language
Turkish
Explicit
No
Date created
2021/03/16
Latest episode
2026/02/06
Average duration
3 min.
Release period
1 days

Description

Mevlana Takvimi günlük takvim yazıları

Unlock Mevlana Takvimi podcast Email contact info,
Listeners & Audience details

Email contact information

Direct podcast contact details

Listeners

Audience numbers & engagement insights

Audience details

Podcast Insights

Podcast episodes

Check latest episodes from Mevlana Takvimi podcast


MELEKLERE İMAN HAKTIR-06 ŞUBAT 2026-MEVLANA TAKVİMİ
2026/02/06
Melekler, Hak Teâlâ’nın muhterem, nazik, nûrânî, erkeklik-dişilik vasfı bulunmayan, yeme-içmeye ihtiyaç duymayacak bir halde yaratmış olduğu bir kısım yüce mahlûkatlardır. Bunlar, mümin, masum, Hak Teâlâ’nın emirlerine layık olduğu şekilde itaat eden, tesbih (Sübhanallah demek) ve tehlîl (Kelime-i Tevhidi söylemek) ile ve kâinatla ilgili bazı işlerle meşgul bulunmaktadırlar. Bir kısmı yerde, bir kısmı göklerde, bir kısmı da Allah’ın (c.c.) arşı etrafında bulunurlar. İşte bu mübarek zatların varlığını bilip mevcudiyetlerine iman etmek, bizim için dinî bir farzdır. Birçok ayet-i kerimeler ve hadis-i şerifler bunların varlığını bize haber vermektedir. Melekler başlıca iki kısımdır. İlki Kerûbiyyân’dır ki, daima tesbih ve tehlîl ile meşgul, Allah’ın (c.c.) muhabbetine gark olup mâsivâ (Allah’tan uzaklaştıran her şey) ile asla alakaları yoktur. Diğeri de Müdebbirât’dır ki, bunlar hem ibadetler ve tâatler ile meşgul, hem de kâinatta birtakım işlerin idare ve tasarrufuyla mükelleftirler; koruyucu melekler gibi. Cebrâîl, Mîkâîl, İsrâfîl ve Azrail (a.s.) adındaki dört melek, risâlet rütbesine sahiptirler. Şanı yüce Peygamberlerin (a.s.) çoğu Cebrail (a.s.) vasıtasıyla ilâhi vahyi telâkki etmişlerdir. Mîkâîl (a.s.) kâinattaki bir kısım hadiselerin gerçekleşmesini temin etmekle vazifelidir. İsrâfîl (a.s.) kıyamet hadiselerinin gerçekleşmesiyle alakadar olacaktır. Azrail (a.s.) de ruhların alınmasıyla vazifelidir. Bir kısım melekler de vardır ki, ‘hafaza’ ismini alıp insanların amellerini tespit ederler. (Ömer Nasuhi Bilmen, Sualli Cevaplı Dinî Bilgiler, s.74-75)
KAHRAMAN SAHABİ MUHAMMED B. MESLEME-05 ŞUBAT 2026-MEVLANA TAKVİMİ
2026/02/05
Künyesi Ebu Abdurrahman’dır. Hazrec kabilesinden olup Medine’lidir. Peygamberlikten yirmi iki yıl önce doğmuştur. Cahiliye döneminde Muhammed ismini alanlardan biridir. İlk müslüman olanlardandır. Hz. Musab b. Umeyr (r.a.)’ın vesilesiyle, Hz. Sad b. Muaz (r.a.)’dan önce müslüman olmuştur. Resûlullâh (s.a.v.) Hz. Ebu Ubeyde (r.a.) arasında kardeşlik kurmuştur. Bedir ve daha sonraki savaşlara Tebuk Gazvesi hariç, katılmıştır. Sahabe (r.a.e.)’in faziletlilerindendi. Cemel ve Sıffin’e katılmamıştır. Hz. Huzeyfe (r.a.) onun hakkında şöyle dedi: “Fitnenin kendisine zarar vermeyeceği birini tanıyorum” Sonra bunu Resûlullâh (s.a.v.)’den işittiğini açıkladı. İbn Kuteybe dedi ki: "Mugammed b. Mesleme (r.a.)’a Resulullah (s.a.v.)’in kahramanı denirdi. Peygamber (s.a.v.) onu Karkaratü’l-Küdr gazvesinde Medine’de kendi yerine bıraktı. Resûlullâh (s.a.v) ona bir kılıç verdi ve şöyle buyurdu: “Savaşan müşriklere karşı bununla savaş. Ümmetimin birbiriyle vuruştuklarını gördüğünde, Uhud’a kılıcınla git! Kırılıncaya kadar onu (taşa) çal. Sonra evinde otur. Sana günahkâr bir el veya ölüm gelinceye kadar (evinden çıkma)” O da öyle yaptı.” Hz. Ömer (r.a.) bir işin istediği gibi olmasını arzu ettiği zaman onu gönderirdi. Hz. Ömer (r.a.)’ın yanında şehirlerdeki kapalı meseleleri açıklığa kavuşturmak için yardımcıydı. Hz. Sad b. Ebi Vakkas (r.a.) Kûfe’de köşk bina ettiğinde durumu keşfetmesi için Hz. Muhammed b. Mesleme (r.a.)’ı elçi olarak göndermişti.” Medine’de hicri 43 yılı Safer ayında, 77 yaşında vefât etti. Cenaze namazını Mervan b. Hakem kıldırdı. (İbnu Hacer el-Askalânî, el-İsabe (Seçkin Sahabeler), s.379)
ÜÇ KİMSE VARDIR CENNETE GİREMEZ-04 ŞUBAT 2025-MEVLANA TAKVİMİ
2026/02/04
Allâh (c.c.) erkek ve kadını ayrı ruh ve beden özellikleri ile yaratmıştır. İslam giyimde ve insanlararası ilişkilerde bu yaratılışa uygun esaslar getirmiştir. Kadın daha hassas, ince ruhlu ve narin yapılıdır. Süslenme, süslü giyinme ve zinetlere bezenme onun ruhunda vardır. Bu yüzden her iki cinsin örtmesi gereken yerler ayrı olduğu gibi, giysi şekil ve stillerini de çevre şartlarının belirlemesi sonucunda farklılık doğar. Abdullah b. Ömer (r.a.)'ın naklettiği bir hadiste Resûlullâh (s.a.v) şöyle buyurmuştur "Üç kimse vardır ki, cennete giremez ve kıyamet günü Allâh (c.c.) onlara rahmet bakışı ile bakmaz: Ana-babasını dinlemeyen kimse, erkeklere benzemeye çalışan kadın ve eşini kıskanmayan koca". İklim ve çevre şartları bakımından erkeğe ait olan giysilere ve erkeğin niteliği ile bağdaşan davranışlara mü'min hanım ve kızlar rağbet etmemelidir. Mü'min erkekler de kadınlara ait giysi ve davranışlara yönelmemelidir. Her cins kendi özellikleri içinde bir değer ifade eder. Evli kadınların örtünmesinden kocaları sorumlu olduğu gibi, kız çocuklarının evleninceye kadar örtünmesinden birinci derecede babası sorumludur. Çocukla uzun süre birlikte olan, onun eğitim ve terbiyesi ile yakından ilgisi bulunan anne de ikinci derecede sorumlu olur. Ayette şöyle buyurulur: "Ey iman edenler! Yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden kendinizi ve ailenizi koruyun" (Tahrim s. 6) Bir hadiste şöyle buyurulmuştur: "Sizin hepiniz birer çobansınız ve hepiniz yönettiğiniz kişilerden sorumlusunuz. Erkek ailesinin çobanıdır ve kıyamet gününde onlardan sorumlu olacaktır". (Ali Rıza Peker, Örtünme ve Tesettür)
BERÂT GECESİNDE OKUNACAK DUÂLAR-03 ŞUBAT 2026-MEVLANA TAKVİMİ
2026/02/04
(Bu iki duâ akşamla yatsı arasında 3’er defa okunmalı ve okuyuştan önce Yâsîn-i Şerîf okunmalıdır.) Bi’smi’llâhi’r- rahmâni’r- râhîm “Allâhümme yâ ze’l-menni velâ yümennü ‘aleyhi. Yâ ze’lcelâli ve’l-İkrâm. Yâ ze’t-tavli ve’l-in‘âm. Lâ- ilâhe illâ ente zahra’l-lâci’îne ve câre’l-müste’cirîne ve emâne’l-hâifîne. Allâhümme in-künte ketebtenî ‘ındeke fî ümmi’l-kitâbi şakıyyen ev mahrûmen ev matrûden ev mukatteren ‘aleyye fî’r-rızkı fe’mhu’llâhümme bi fazlike şekâvetî ve hırmânî ve tardî ve ıktâre rızkî ve esbitnî ‘ındeke fî ümmi’l-kitâbi sa‘îden ve merzûkan ve müveffekan li’l-hayrâti fe-inneke kulte ve kavlüke’l-hakku fî kitâbike’l-münzeli ‘alâ lisâni nebiyyike’lmürselîn. Yemhu’llâhu mâ-yeşâü’ ve yüsbitü ve ‘ındehu ümmü’l-kitâbi ilâhî bi’t-tecelliyyi’l-‘azami fî leyleti’n-nısfi min şa‘bâne’l- mükerremi’lletî fî-hâ yüfraku küllü emrin hakîmin. Ve yübremü en-tekşife ‘annâ mine’l-belâi’ mâ-na‘lemü vemâ lâ-na‘lemü vemâ ente bihî a‘lemü inneke ente’l-e‘azzü’l- ekram. Ve sallâ’llâhu ‘alâ seyyidinâ Muhammedin ve ‘alâ âlihî ve ashâbihî ve evlâdihî ve ezvâcihî ve sellem.” Bi’smi’llâhi’r- rahmâni’r- rahîm “İlâhî cû‘düke dellenî ‘aleyk. Ve ihsânüke evsalenî ileyk. Ve keremüke karrebenî ledeyk. Eşkû ileyk mâ-lâ yahfâ ‘aleyk. Ve es’elüke mâ-lâ ye’süru ‘aleyk. Îza-‘ılmüke bi-hâlî yekfî ‘an süâlî. Yâ müferrice kürebe’l-mekrûbîn. Ferric annî mâ-ene fîh. Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke innî küntü mine’zzâlimîn. Festecibnâ leh. Ve necceynâhü mine’l-ğammi ve kezâlike nünci’l- mü’minîn. Allâhümme yâ ze’l-menni velâ- yümennü ‘aleyh.” Bu salavât 100 def’a okunacaktır. “Allâhümme salli ‘alâ rûh-i seyyidinâ Muhammedin fi’l-ervâh. Ve salli ‘alâ cesed-i seyyidinâ Muhammedin fi’l-ecsâd. Ve salli ‘alâ kabr-i seyyidinâ Muhammedin fi’l- kubûr.” HADÎS-İ ŞERİF: “Allâhü Te‘âlâ bu gece ümmetime, Benî Kelb kabîlesinin koyunlarının tüyleri adedince rahmet eder.” (Müslim) (Ömer Muhammed Öztürk, İbâdet Takvimi ve Duâlar, s.59-64)
BERÂT GECESİ KILINACAK NAMÂZ-02 ŞUBAT 2026-MEVLANA TAKVİMİ
2026/02/02
Bu gecede yüz rekat namâz kılınır. Bu durumda namâzın, her iki rek‘atında bir selâm verilir. Her rek‘atta Fâtiha’dan sonra 10 (on) İhlâs-ı Şerîf okunur. İsteğe göre bu namâz on rek‘at da kılınabilir. (O zamân her rek‘atta Fâtiha’dan sonra 100 (yüz) İhlâs-ı Şerîf okunur ve 10 (on) rek‘atın sonunda bir kere selâm verilerek namâz tamâmlanır.) Bu şekilde kılmak, bütün müstehâb namâzlarda rivâyet edilmiştir. Selef (r.a.), bu namâzı kılar ve buna “Hayır Namâzı” derlerdi. Hattâ bu namâzı, bir araya toplanıp cemâatle de kılarlardı. (Hanefî mezhebinde terâvihten başka hiçbir nafile namâz cemâatle kılınmaz.) Hasan-ı Basrî (r.a.)’in bu namâz için şöyle dediği rivâyet olunur: “Allâh Resûlü (s.a.v.)’in sahâbîlerinden otuz kişi bana dediler ki: “Bu gecede bu namâzı kılan bir kimseye, Cenâb-ı Hâkk yetmiş defa nazar eder ve her bir nazar ile onun yetmiş ihtiyâcını giderir. Bu ihtiyâcların en azı da affedilmektir.” (İmâm-ı Gazâlî (r.âleyh), İhyâu Ulûmi’d-dîn, c.1, s.555) BERÂT GECESİNDE NE YAPMALIYIZ? Berât’ın 15. gününü mutlakâ oruçlu geçirmeliyiz. Hz. Alî (k.v.)’den “Şa’bân’ın on beşinci günü oruç tutun, gecesinde kâim olun.” meâlinde İbn-i Mâce bir hadîs rivâyet etmiştir. (İmâm-ı Gazâlî (r.âleyh), İhyâu Ulûmi’d-dîn, c.1, s.556) Akşam namâzını edâdan sonra, üç defa Yasîn-i Şerîf okunur. Her Yâsîn’den sonra bir defa Berât Duâları okunur. Bu Berât Duâları; ilk okuyuşta Cenâb-ı Hakk’tan hayırlı ve uzun ömür talebi ile kazâ ve belâlardan korunmak; ikincisinde bol ve helâl rızık temennîsi; üçüncüsünde, son nefesinde hüsn-i hâtime (îmânla) ile bu dünyâdan göçmeye niyet edilir. (Ömer Muhammed Öztürk, İbâdet Takvimi ve Duâlar, s.62)
BERÂT GECESİ-01 ŞUBAT 2026-MEVLANA TAKVİMİ
2026/02/01
Hz. Ali (r.a.)’den rivâyetle Resûlullah (s.a.v.): “Allâhü Teâlâ (yani Allâh (c.c.)’un râhmeti) Şa’ban’ın on beşinci gecesi birinci kat göğe iner. Müşrik, bid’at ehli, sıla-i râhim yapmayan (akrabası ile alâkasını kesen) ve zina yapan kadınlardan başkasını mağfiret eder” buyurdular Nebî (s.a.v.) buyurdular ki: “Şa’bân’ın on beşinci gecesi olduğu zamân o geceyi ibâdetle ihyâ ediniz. Gündüzünü de oruçla geçiriniz. Çünkü Allâh (c.c.), o gece güneş doğuncaya kadar dünya alemine râhmet nazarı ile tecelli eder. Ve buyurur ki: Yok mu istiğfâr eden, mağfiret edelim? Yok mu rızık isteyen, rızıklandıralım? Yok mu dert ve musibete uğrayan, şifâ verelim? Daha ne gibi dilekleri olanlar varsa istesinler verelim.” Cebrâil (a.s.), Resûlullah (s.a.v.)’e “Yâ Muhammed (s.a.v.)! Bu gece duâya çok çalış. Zîrâ bütün ihtiyaçlar gerçekten bu gece görülecektir.” buyurmuştur. Hadîs-i Şerîf’te: “Şa’ban’ın on beşinci gecesinde Allâhü Teâlâ’nın kulları üzerine râhmeti zuhur edip (ortaya çıkıp), mü’minleri mağfiret eder, kâfirlere ise mühlet verir. Kin ve hâsed sahibi olanları, bu sıfatlarını terk edinceye kadar kendi hallerinde bırakır” buyurulmuştur. İkrime (r.a.) der ki, Şa’ban’ın on beşinci gecesinde, Allâhü Teâlâ, gelecek sene o geceye kadar bir senelik işleri tedbîr, takdîr ve ta’yîn eder. O yıl içinde ölecek olanların isimleri yaşayanlar defterinden, ölüler defterine geçirilir. O sene hacca gidecek olanlar yazılır. Berât gecesi, hüküm, kazâ, gadâb ve rızâ gecesidir. Berât gecesi red veya kabul, kavuşamamak ve kavuşmak, saâdet ve şekâvet gecesidir. Berat gecesinde birisi saîd, diğeri baîd (uzak) olur. Birisi mükerrem, diğeri mahrûm olur. Hazırlanmış kefenler vardır; sâhibleri ise çarşılarda işle meşgûllerdir. Çok kazılmış kabirler vardır, sâhibleri ise sevinç ve gururdadırlar. Çok gülen ağızlar vardır, sâhibleri pek kısa zamanda göçücüdür. (Hz. Seyyid Abdulkâdir-i Geylânî (k.s.), Gunye’tü-Tâlibîn, s.282-287)
BERÂT KANDİLİNE HAZIRLANIYOR MUYUZ?-31 OCAK 2026-MEVLANA TAKVİMİ
2026/02/01
İbn Mâce’nin rivâyet ettiği, Emîrü’l Mü’minîn Alî (r.a.) onun da Resûlullâh (s.a.v.)’den bildirdikleri hadîs-i şerîfte: “Şa’ban ayının onbeşinci gecesi gelince, gecesini namazla, gündüzünü oruçla geçiriniz.” buyruldu. Allâhü Te‘âlâ, bu gecede mü’min kullarına kurtuluş berâti yazdırır. Hadîs-i şerîfte: “Ber’ât gecesi kâhinler, büyücüler, içkiye devam edenler, ana-babasına isyan edenler ve zinâya devam edenler hâriç, Allâhü Te‘âlâ bütün müslümanları mağfiret eder” buyuruldu. Ebûbekr-i Beyhakî, Şuab-ül İmân kitabında, Ebûbekir Sıddîk (r.a.)’in Resûlullâh (s.a.v.)’den bildirdiği Hadîs-i Şerîfte: “Şa’ban ayının on beşinci gecesi, Allâhü Te‘âlâ’nın râhmeti dünyâ göğüne iner. Herkesi afveder. Ancak, kalbinde haksız yere müslümanlara düşmanlık olanı ve Allâhü Te‘âlâ’ya ortak koşanı mağfiret etmez” buyuruldu. Ayrıca Ravdatü’l Ulemâ’da yazdığı üzere, faiz yiyen, canlı resmi, heykeli yapan ve söz taşıyıcıların da bu gecenin feyzinden mahrum kalacakları söylenmiştir. 1. Kıymetli yerleri ve kabirleri, bilhassa şehîdlerin, velîlerin kabirlerini ziyârette, Resûlullâh (s.a.v.)’e uymalıdır. Nitekim Resûlullâh (s.a.v.) bu gece Bakî’ kabristanına gitmiştir. 2. Ailesine, akrabalarına, diğer müslümanlara mü’min erkek ve kadınlar ve şehîdlere duâ etmek husûsunda da ona uymalıdır. Nitekim Resûlullâh (s.a.v.) öyle yapmıştır. 3. Ev halkına yumuşak, tatlılık göstererek, Resûlullâh (s.a.v.)’e uymalıdır. Yâni ailesi varsa, bir yere gitmek istiyorsa, tatlılıkla onlardan ayrılmalı ve onları uzun zaman yalnız bırakmamalıdır. 4. Uzun namaz ve secde yaparak Resûlullâh (s.a.v.)’e uymalıdır. 5. Bu namazda ağlama, yalvarma, yakarma, diğer namazlardakilerden daha çok olmalıdır. 6. Toprak üzerine secde etmelidir. Nebî (s.a.v.) böyle yapmıştır. 7. Birinci secdede üç şeyde O (s.a.v.)’e uyup, yakarmalı, kusurunu îtirâf etmeli ve büyük günâhlarından istiğfar etmelidir. (Muhammed Rebhami, Riyâdü’n-Nâsihîn, s.277)
HZ. MEVLÂNÂ ’NIN OĞLUNA VE AİLESİNE VASİYETİ-30 OCAK 2026-MEVLANA TAKVİMİ
2026/01/30
Hz. Mevlana’nın biricik oğlu Sultan Veled’e etmiş olduğu bugün de tazeliğini muhafaza etmekte olan öğütleri onun şahsiyetinin özü ve özetidir. Hz. Mevlânâ oğluna der ki: Bahâeddin! Eğer daima cennette olmak istersen, herkesle dost ol, kimsenin kinini yüreğinde tutma! Fazla bir şey isteme ve hiç kimseden de fazla olma! Merhem ve mum gibi ol, iğne gibi olma! Eğer hiç kimseden sana fenalık gelmesini istemezsen fena söyleyici, fena öğretici, fena düşünceli olma! Çünkü bir adamı dostlukla anarsan, daima sevinç içinde olursun. İşte o sevinç Cennetin tâ kendisidir. Eğer bir kimseyi düşmanlıkla anarsan, dâima üzüntü içinde olursun. İşte bu gam da Cehennemin tâ kendisidir. Allah (c.c.)’nun sevgisini de onun azîz isimleriyle elde etmek mümkündür. Kalbinde arınma ne kadar çok olursa, Allah (c.c.)’nun nurunun parlaklığı da kalbde o nispette fazla olur. Niketim, ekmekçinin tandırı ne kadar sıcak olursa, o kadar ekmek alır. Soğuk olunca ekmek almaz. Hz. Mevlânâ, dostlarına ve aile efradına, bu dünyadan göçeceğine üzülmemelerini söylüyordu; fakat onlar, bedenen de olsa, bu ayrılığı kabullenemiyorlar, ağlayıp inliyorlardı. Hz. Mevlânâ’nın hanımı, Hz. Mevlânâ’ya hitâben: “Ey âlemin nuru, ey âdemin canı! Bizi bırakıp nereye gideceksin?” diyerek ağlıyor ve ilâve ediyordu: “Hudâvendigâr Hazretleri’nin dünyayı hakikat ve manalarla doldurması için üç yüz veya dört yüz yıllık ömrünün olması lazımdı.” Hz. Mevlânâ da cevaben; “Niçin? Niçin? Biz ne Firavun ve ne de Nemrûd’uz, bizim toprak âlemiyle ne işimiz var, bize bu toprak âleminde huzur ve karar nasıl olur? Ben, insanlara faydam dokunsun diye dünya zindanında kılmışım; yoksa hapishane nerede ben nerede? Kimin malını çalmışım? Yakında Allah (c.c.)’nun sevgili dostunun, Hazreti Muhammed (s.a.v.)’in yanına döneceğimiz umulur.” dedi. (Hz. Mevlânâ Hayatı ve Şahsiyeti s. 40)
PEYGAMBERLERİN SIFATLARINI BİLİYOR MUYUZ?-29 OCAK 2026-MEVLANA TAKVİMİ
2026/01/29
Peygamberler hakkında ismet, emanet, sıdk, fetanet, tebliğ gibi özellikler vâcip (zorunlu), bunların zıtları olan mâsiyet (günâh), hıyanet, yalan, gaflet, hakikati gizlemek gibi özellikler imkânsız, nefrete yol açacak bütün kusurlardan uzak ve salim oldukları ise tartışmasız bir gerçektir. Fakat peygamberlik makamına ve yüksek derecelerine zarar vermeyen beşerî durumların ve vasıfların onlarda da bulunabileceğinin cevazında şüphe yoktur.Imânın kemal derecesine ulaşabilmesi için, aşağıdaki hususların ayrıntılı olarak delilleriyle bilinmesi gerekir. Yüce peygamberler hakkında zorunlu olan "ismet" ve "emânet", onların görünen ve görünmeyen bütün yönlerinin her türlü günâh ve hıyanetten temiz olması demektir. Yüce peygamberlerimizin hepsi, kibir, haset ve riya gibi rûhî kötülüklerin hepsinden tamamen uzak ve mukaddes oldukları gibi, görünen her türlü yasakları işlemekten korunmuş bulunduklarının, kesin olarak bilinmesi gerekir. İsmet ve emânetin zorunlu, günâh ve hıyanetin imkânsız olmasına aklî delilimiz de şundan ibarettir: Eğer onlar günâh işleyip -hâşâ- doğru yoldan sapmış olsalardı, bizim de bu yola girmekle emrolunmuş olmamız gerekirdi. Çünkü Cenâb-ı Hak bizlere onların kendilerine özgü niteliklerinin dışındaki bütün söz, fiil ve davranışlarına uymamızı emretmiştir. Yüce bir kişiliğe sahip olan peygamberler için zeki (fetanet) ve uyanık olmanın zorunluluğu da çok açıktır. Çünkü zeki olmayıp gaflet içerisinde bulunsalar ümmetlerine delil ortaya koyamazlar ve onlara doğru yola ikna etmek için güzellikle mücadeleye güç yetiremezler. Bu ise kendilerinin gönderilmesindeki "doğru yola iletme" amacına zıt olduğu için, yüce peygamberlik makamına uygun düşmez. Bundan dolayı gaflet ve uyanık olmama vasfının onlar için imkânsız olması gerekir. (Manastırlı İsmail Hakkı, Telhîsu’l-Kelâm fî Berâhîni Akâidi’l-İslam, s.166)
ALLAH (C.C.) DOSTLARI PARAYA DEĞER VERMEZ-28 OCAK 2026-MEVLANA TAKVİMİ
2026/01/28
Müslim Sahîh’indeki bir Hadîs-i Şerif’de: “Ey Âdemoğlu, benim malım, benim malım dersin. Senin malından senin olan, yiyerek yok ettiğin, giyerek eskittiğin yahut Allah yoluna verip ahiret için ayırdığındır” buyuruldu. Yani yediğin yok oldu, giydiğin eskidi, ahirete yolladığın sana kaldı. Saklamak istersen onlar bulurlar, Vermeyi seversen kendin bulursun. Malını seviyorsan, düşmana niçin bırakıyorsun. Sevdiğini kendinden ayırma. Beraberinde götür, başkasına bırakma. Hepsini veremiyorsan, kendini de bir vâris yerine koy ve bir hisseyi de kendinle ahirete götür. Bunu da yapmazsan, bari farz olan zekâtını ver de, azapta kalma. Nükte: Herat şehrinin büyüğü Hâce Abdullah-i Ensârî (k.s.) buyuruyor ki: Dünyâyı seviyorsan, onu ver de, ahirette işine yarasın; sevmiyorsan ye de bitsin. Ferîdeddin-i Attâr (k.s.), Tezkiret-ül Evliya kitabında diyor ki; Cüneyd-i Bağdadî (k.s.), yedi yaşında idi. Mektepten gelince, babasını ağlıyor görüp sordu. Bugün zekât olarak, dayın Sırrî Sekatî (k.s.)’e birkaç gümüş göndermiştim, almamış. Kıymetli ömrümü, Allah (c.c.) adamlarının, beğenip almadığı gümüşler için geçirmiş olduğuma ağlıyorum dedi. Cüneyd (k.s.), babacığım, o parayı ver, ben götüreyim deyip, dayısına gitti. Kapıyı çaldı. Dayısı sorunca, ben Cüneyd’im; dayıcığım, kapıyı aç ve babamın zekâtı olan bu gümüşleri al dedi. Dayısı almam, deyince, Cüneyd (k.s.): “Adalet edip babama emreden ve ihsan edip seni serbest bırakan Allahu Teâlâ için al” dedi. Sırrî (k.s.) “Babana ne emretti ve bana ne ihsan etti?” dedi. Cüneyd (k.s.): “Babamı zengin yapıp, zekât vermesini emretmekle adalet eyledi. Seni de fakir yapıp, zekâtı kabul etmek ve etmemek arasında serbest bırakmakla ihsan eyledi” dedi. Bu söz, Sırrî (k.s.)’in hoşuna gidip: “Oğlum, gümüşleri kabul etmeden önce, seni kabul ettim” dedi. Kapıyı açıp parayı aldı. (Muhammed Rebhami, Riyadü’n-Nasihin s.195)
MÜNÂFIKLAR HASTADIR-27 OCAK 2026-MEVLANA TAKVİMİ
2026/01/27
Hastalık, hakikî manâda bedene sonradan arız olup, bedeni layık olan itidâlden (normal durumdan) çıkarır. İşlerinde bozukluk gerektirir ve hatta ölüme kadar götürür. Hastalık, mecazî olarak, insanın kemâline halel getiren nefsânî arazlar için de kullanılır. Münafıkların kalbleri, hep riyasetten elden kaçırdıkları şeyler için üzüntülüdür. Efendimiz (s.a.v.)’in işlerinde sebât ettiğini gördükçe, gün be gün şanının yükseldiğini gördükçe, hased ettiler. Efendimiz (s.a.v.)’in işlerinin yükselmesi ve kadrinin yücelmesiyle Allâh (c.c.), onların gam ve üzüntülerini arttırdı. Nefislerini, küfür ve kötü itikâdların, bulaşıcı bir hastalık olarak kaplaması, Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri’ne zulmetmeleri ve benzeri kötülüklerinden dolayı Allâh (c.c.), onlarda inzâr (korkutma, uyarma) ve tezkir (hatırlatma ve öğütlerin) kendilerine tesir etmeyeceğini ezelî ilmiyle bildiği için, bunların kalblerini mühürleyerek bu hastalıklarını arttırdı. Tekâlif-i Şeriyye’nin (dini emir ve yasakların) artması, vahyin tekrar edişi (sürekli inişi), yardım ve zafer Efendimiz (s.a.v.) ve mü’minlerin lehineydi. Çünkü vahyin inmesiyle şerî teklifler arttığı gibi, münâfıkların küfrünü de o derece arttırıyordu. Şehâdet kelimesini söylemek bile onlara zor geliyordu. Onlar, taattan sonra cinayetlere verilen cezalardır. Bununla ızdırâb üzerine ızdırâb ve şüphe üzerine şüpheleri arttı. Allâhü Teâlâ Hazretleri şöyle buyurdular: "O hem küfretmiş hem de Allâh yolundan çevirmiş olanlar, diğerlerini de ifsâd ettikleri cihetle o azâp üstüne bir azâp ziyade etmişizdir." (Meryem s. 76) Müminlere dünyada hidayetlerinin artması vardır. Allâh, hidayeti kâbul edenlere, daha çok hidayet verir. Âhirette ise, fazîlet üzerine fazîlet vardır: "Çünkü Allâh kendilerine işledikleri âmellerin en güzeliyle ecir verecek, fazlından da ziyadesini bahşeyleyecektir ve Allâh dilediğine hesapsız rızık verir!" (Nur s. 38) (İsmail Hâkkı Bursevi, Rûhu’l-Beyân Tefsiri, c.1, s.223-224)
KOMŞULUK HAKKININ ÖNEMİ-26 OCAK 2026-MEVLANA TAKVİMİ
2026/01/26
Komşularımız, ev halkımızdan sonra yüzlerini en çok gördüğümüz kimselerdir. Bu sebeple onların dindar ve iyi ahlâklı kimseler olması arzu edilir. Fakat kendilerini seçmek elimizde olmadığı için komşularımızın gayri müslim ve kötü ahlâklı olmaları da mümkündür. Komşunun gayri müslim olması, bir müslümana, ona karşı komşuluk hakkını gözetmeme yetkisini vermez. Komşular bazan bir akrâba gibi birbiriyle içli dışlı oldukları için güzel geçinmeleri, birbiri hakkında iyi şeyler düşünüp mutlu olmalarını istemeleri, mallarının ve canlarının zarar görmemesi için gayret etmeleri, komşusu hatalı bir iş yapmaya kalktığında veya bir konuda komşusunun görüşünü almak istediğinde ona doğru yolu göstermeleri başlıca komşuluk haklarıdır. Buna ilave olarak zaman zaman birbirlerine hediye göndermeleri, karşılaştıkları zaman birbirinin yüzüne gülüp selamlaşmaları, yardıma çağırdıkları zaman hemen gitmeleri gibi iyi komşuluk esaslarını saymak mümkündür. Hz. Âişe (r.anha)’dan rivayetle bir hadiste Nebi (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Cebrâil bana komşuya iyilik etmeyi tavsiye edip durdu. Neredeyse komşuyu komşuya mirasçı kılacak sandım." Hz. Âişe (r.anha) komşuluk mesafesini açıklarken evin her cephesinden kırkar hânenin komşuluk hakkı bulunduğunu söylemiştir. Komşusuna güven vermemek, onu hep şüphe ve tedirginlik içinde bırakmak insana cenneti kaybettirecek kadar büyük bir günâhtır.Ebû Hüreyre (r.a.)’ın rivayetine göre Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Yapacağı fenalıklardan komşusu güven içinde olmayan kimse cennete giremez" Nebi (s.a.v.)’in "Allâh’a ve âhiret gününe inanan bir kimse komşusuna eziyet etmesin, iyilik etsin" buyruğu, iyi mü’minin iyi komşu olduğunu göstermektedir. (İmam Nevevi , Riyâzü’s-Salihîn, C: 2 – S. 392)
AKŞAM VE YATSI NAMAZLARI ARASINDA KILINMASI GEREKLİ NAMAZLAR-25 OCAK 2026-MEVLANA TAKVİMİ
2026/01/25
Akşam ile yatsı arası öyle bir vakittir ki, bu sürenin içindeki saatlerde insanlar tamamıyla Râblerinden gafil ve habersiz olurlar. Bu sebepledir ki, tarikât şeyhleri bu gibi vakitlerde bu namazların kılınması için müridleri üzerinde baskı yaparlar. Bu namazların edâsı insan kalbine azâmetli bir nurun dolmasına sebep olur. Bu sebepledir ki, bu vakitlerde aşağıda sayıları belirtilmiş ve hadîslerdeki işaret edilen namazları kılmalısın. Allâh (c.c.) seni hidayetinde sabit kılsın. Hâkk Teâlâ, bu namazların kılınması hakkında Kur’ân-ı Kerim’de meâlen şöyle buyurmaktadır: "Güneşin zevâl vaktinde kayması ânından gecenin kararmasına kadar güzelce namaz kıl" (İsra s. 78) Şu hadîs-i şerif rivayet edilmiştir: Efendimiz (s.a.v): "Herhangi bir kimse akşam namazından sonra altı rekât namaz kılar ve bu rekâtlar arasında kötü söz söylemezse bu kılınan namaz 12 senelik ibâdete eşit olur." (İbni Mâce) Ayrıca "Akşam namazından sonra 20 rekât namaz kılan kişiye Hak Teâlâ (c.c.) Cennette bir ev yapar" (İbn Mâce) hadîsi rivayet edilmiştir. Abdullah bin Mes’ud (r.a.)’in akşam ile yatsı arasında kılınan namazları kastederek, "Gaflet saati ne kadar güzeldir!" deyip durduğu nakledilmiştir. Huzeyfe (r.a)’den şu hadîs rivayet edilmiştir: Huzeyfe (r.a) der ki: "Bir gün Efendimiz (s.a.v)’e giderek onunla birlikte akşam namazını kıldım, kendisi yatsı namazına kadar namaz kılmıştı." (Nesâi) (İmâm Şarani, Büyük Ahidler, s.130-131)
İMAM-I AZAM’IN İLMİ VE ZÜHDÜ-24 OCAK 2026-MEVLANA TAKVİMİ
2026/01/24
Ebû Hanîfe (r.a.) ilim öğrenmekle meşgûl olmuş, bu konuda olanca gücünü sonuna kadar sarfetmiş ve nihayet başkalarının elde edemediği bir dereceye ulaşmıştır. Ebû Hanîfe (r.a.) bir gün Mansur’un huzuruna girer. Mansur’un yanında İsâ b. Musa vardır. Îsâ, Mansur’a "Bu şahıs, günümüzde dünya çapında bir âlimdir" der. Ebû Hanîfe (r.a.) rüyâsında Hz. Peygamber (s.a.v.)’in kabrini açtığını görür. Rüyâsı Muhammed b. Sîrîn (r.a.)’e anlatılınca İbn Sîrîn (r.a.), "Bu rüyâyı gören kişi, daha önce hiç kimsenin elde edemediği bir ilmi elde edecek" der. Mis‘ar b. Kidam (r.âleyh) "Fıkıhta Ebû Hanîfe (r.a.), zühdde el-Hasen b. Sâlih hariç Kûfe’de hiç kimseyi kıskanmam" demiştir. Mis‘ar bir başka ifâdesinde "Yüce Allâh ile arasına Ebû Hanîfe (r.a.)’i koyan kimsenin korkmayacağını umarım ve o kimse kendi nefsi açısından ihtiyâtlı olmakta kusûr etmiş olmaz" demiştir. Fudayl b. Iyâz (rh.a) şöyle der: "Ebû Hanîfe (r.a.) fıkıh bilgini olup, bu ilim dalıyla meşhûr olmuş, takvâsıyla bilinen bir kimse idi. Zengin, kapısına gelen herkese bol bol vermekle meşhûr, gece-gündüz sabırla ilim öğrenen, dîni güzel yaşayan, çok susan, az konuşan bir kişi idi. Kendisine haram veya helâl konusunda bir mesele gelmedikçe konuşmazdı. Kendisi iyiliksever ve hakkı gösteren bir kimse idi. Sultânların mallarına iltifât etmezdi. Hâkkında sahîh hadîs bulunan bir mesele ile karşılaştığında sahabe ve tâbiînden bile rivayet edilse hadîse uyardı. Aksi takdirde kıyâsa başvurur ve kıyâsı güzel yapardı." (Muhammed Abdurreşid En-Nûmanî,
BÜYÜK MÜHENDİS TAKİYYÜDDİN RAŞİD-23 OCAK 2026-MEVLANA TAKVİMİ
2026/01/23
14 Haziran 1526 tarihinde Şam’da Türk kökenli bir ailenin içinde dünyaya geldi. İlk eğitimini babası Kadı Zeynüddin Maruf Efendi’den alan Takiyyüddin ilim tahsiline devam etmek için ailesi ile birlikte 1550’li yıllarda İstanbul’a geldi ve burada birçok önemli bilimsel toplantılara katıldı. Bu toplantılarda Semerkant gözlemevinin kurucularından Kutbettin Efendi, Takıyyüddin’in astronomiye merakını fark etti ve Takıyyüddin’i astronomiye yönlendirdi. Takıyyüddin 1585 yılında İstanbul’da vefat etti. Matematik, astronomi, trigonometri, fizik, optik, mekanik ve tıp alanında çeşitli eserleri ve çalışmaları vardır. Takıyyüddin’in sayesinde İstanbul’da 1575 tarihinde Tophane sırtlarında rasathane inşa edilmiştir. Bu tarihin önemi, o anda Avrupa’daki ilk gözlemevi olmasıdır. Gözlemevi 1575/1576 yıllarında faaliyete başlamıştır. 22 Ocak 1580 tarihinde kapatılmıştır. Yerin ve gezegenlerin hareketlerinde düzensizliklerin olduğunu hesaplamış ve günümüz değerlerine yakın değerler ölçmüştür. Takiyyüddin Osmanlı dünyasında yaygın kullanılan Uluğ Bey Zic’inin yerine geçebilecek yeni bir zic hazırlamak istemiştir. Buna göre bir rasat programı hazırlamıştır. Takiyyüddin’in Sidretü’l Münteha adlı eserinde Güneş eksentrisitesinin hesaplanmasına ilişkin çalışmasında "Üç Gözlem Noktası" yöntemini kullanarak, Kopernik’in 24", Tycho’nun 45" derece bulduğu değerlere daha doğruya yakın bir değer ile apsisler doğrusunun yıllık hareketini, 63" derece bulmuştur. Gerçek değer ise 61" derecedir. Takiyyüddin’i trigonometri üzerine yaptığı çalışmalarda sinüs, kosinüs, tanjant ve kotanjantın tanımlarını vermiş, kanıtlamalarını yapmış ve cetvellerini hazırlamıştır. Çağdaşı Kopernik çalışmalarında trigonometriden bahsetmemiştir. Osmanlı Medeniyetinin yetiştirdiği en önemli mühendislerden biri kâbul edilen Takiyyüddin, sayısız alet yapmıştır. Mekanik saatler, kaldıraçlar, kuyulardan su çekmeye yarayan aletler ve en önemlisi de astronomik rasatlar için tasarladığı sayısız araç ve gereç sayılabilir. (Hakan Ayvaz, Osmanlı Astronomisi ile Avrupa Astronomisinin Takıyyüddin Er-Rasıd ve Tycho Brahe Örnekleriyle Karşılaştırılması, s.51-69

Podcast reviews

Read Mevlana Takvimi podcast reviews


0 out of 5
0 reviews

Podcast sponsorship advertising

Start advertising on Mevlana Takvimi relevant audience podcasts


What do you want to promote?