Değer Yaratmanın Formülü

Advertise on podcast: Değer Yaratmanın Formülü

Rating
5
from
1 reviews
This podcast has
294 episodes
Language
Publisher
Explicit
No
Date created
2019/09/04
Latest episode
2026/04/20
Average duration
32 min.
Release period
7 days

Description

Bu podcast şirketlerin değer yaratmasının çalışan ve müşterilerine insan odaklı yaklaşmalarıyla mümkün olacağını, tasarım odaklı düşünme, davranış psikolojisi, inovasyon ve yaratıcılık alanında uzman yerli ve yabancı, profesyonel ve akademisyenlerin görüşleri ışığında ele alıyor. 📧 [email protected]🙋🏻‍♂️ www.linkedin.com/in/meteyurtsever🛟 https://www.patreon.com/MeteYurtsever 

Unlock Değer Yaratmanın Formülü podcast Email contact info,
Listeners & Audience details

Email contact information

Direct podcast contact details

Listeners

Audience numbers & engagement insights

Audience details

Podcast Insights

Podcast episodes

Check latest episodes from Değer Yaratmanın Formülü podcast


İnançlarınız Hayatınızı Nasıl Şekillendiriyor?
2026/04/20
Bu bölümde Nir Eyal’ın son kitabı "Beyond Belief" üzerinden, çoğu zaman fark etmeden taşıdığımız ve hayatımızı yönlendiren inançları konuşuyorum. Ama burada sözünü ettiğimiz şey dini ya da ideolojik inançlar değil; zihnimizin bize gün içinde sessizce fısıldadığı, “Ben yapamam”, “Bana göre değil”, “Artık çok geç” gibi limit koyan kabuller. Eyal, bu inançların sadece ne düşündüğümüzü değil, neyi gördüğümüzü, ne hissettiğimizi ve nasıl davrandığımızı da belirlediğini anlatıyor. Bölümde, inançların neden doğru-yanlış diye değil, işe yarıyor-yaramıyor diye değerlendirilmesi gerektiğini ele alıyorum. Sohbet ilerledikçe mesele daha da ilginç bir yere gidiyor: Beynimizin gerçekliği sandığımız kadar doğrudan deneyimlemediğini, beklentilerimizin ve dikkat kalıplarımızın yaşadığımız dünyayı aktif biçimde şekillendirdiğini görüyoruz. Şans dediğimiz şeyden plasebo etkisine, başkaları hakkında oluşturduğumuz yargılardan kendi kimliğimiz hakkında kurduğumuz cümlelere kadar pek çok şeyin arkasında inançların izini sürüyoruz. Özellikle “kendini gerçekleştiren kehanet”, “ajans” ve “kimlik tuzağı” gibi kavramlar, bu bölümün en düşündürücü tarafları arasında. Bölümün sonunda ise klasik “pozitif düşün yeter” yaklaşımının neden çoğu zaman işe yaramadığını, onun yerine umutla eylemi birlikte düşünmenin neden daha güçlü bir yol sunduğunu konuşuyorum. Kısacası bu bölüm, sadece neye inandığımızı değil, bu inançların bizi nasıl hareket ettirdiğini ya da nasıl durdurduğunu anlamak isteyenler için. Dinlerken muhtemelen kendi içinizde sık tekrarladığınız birkaç cümleyi fark edecek ve onlara başka gözle bakmaya başlayacaksınız. Support the show
more
der ya Kitap Kulübü ile Sanatçının Yolu
2026/04/13
Kitap kulübümüzün 63’üncü buluşmasında Julia Cameron'ın Sanatçının Yolu adlı kitabını konuştuk. 1992'de yayımlanan ve dünya genelinde milyonlarca okura ulaşmış olan bu kitap, yaratıcılığı bir yetenek meselesi olarak değil, hepimizin içinde zaten var olan ama zamanla tıkanan bir güç olarak ele alıyor. Cameron, on iki haftalık yapılandırılmış bir program aracılığıyla okuyucuyu bu gücü yeniden keşfetmeye davet ediyor. Programın iki temel pratiği var: her sabah üç sayfa serbest yazı yazmak — "sabah sayfaları" — ve haftada bir kez kendinize yönelik küçük bir "sanatçı buluşması" düzenlemek. Bu kitap kulübümüzde yeni bir sayfa açtı. Sevgili Mürsel Çavuş’un tavsiyesi ve Sevgili Yasemin Karakaya’nın inisiyatifiyle kitabı yalnızca okumakla yetinmeyip, yaklaşık üç ay boyunca kitabın kendi önerdiği yapıyı izleyerek bir atölye çalışması yaptık. Bu nedenle tartışmamız hem kitap hem de bu deneyim üzerine şekillendi. der ya’da veya kitap kulübünde bunca yıldır birbirimizin gelişimine katkı sunmaya çalışıyoruz. Ama hiçbir dönemde bu kadar yoğun ve destekli bir süreç yaşamamıştık. Bu her ne kadar bireysel bir tecrübe de olsa, birbirimizden güç ve ilham aldığımız bir süreç oldu. Burada Yasemin’in yönlendirmeleri, değerlendirmeleri, büyük özveriyle 12 hafta boyunca Pazar günleri hem sabah hem akşam en az ikişer saatini ayırması, eşi Sezgin’in kurguladığı yapay zeka destekli platform eşsiz bir ortam sağladı. Grup, kitabı tek başına okumanın çok ötesinde bir şey yaşadığı konusunda büyük ölçüde hemfikirdi. Pek çok katılımcı daha önce bu kitabı almış, hatta okumaya başlamış; ama bırakmış. Atölye ortamı, yani birlikte yürünen bu yol, sürekliliği mümkün kılan şey oldu. Sabah sayfalarını düzenli tutmak tek başına zorken, grubun varlığı, kolaylaştırıcının rehberliği ve tabii dijital platform bu pratiği somut ve sürdürülebilir hale getirdi. Kitabın özünde ise bildiğimiz ama baş edemediğimiz iki temel kavram olduğunu söyleyebiliriz. İlki "erdem tuzağı" kavramı; yani toplumsal beklentilere göre şekillenmiş, içimizden gelmeyen davranışlarla örülü bir hayat sürmek, diğeri de öz şefkat meselesi. Kendimize, bir çocuğa göstereceğimiz nezaketi, anlayışı gösterememek; kendimizi sürekli acımasızca eleştirmek. Bunlara ek olarak platformdaki "gölge ayna" uygulaması da pek çok katılımcı için zorlu ama dönüştürücü bir yüzleşme aracı oldu. Atölyeye 130 kişi başlamıştı, herkes sürdüremedi haliyle ama bir arkadaşımız da “buna nasıl cesaret ettiniz” diye sordu. Ona çok güzel yanıtlar geldi. Bu düşüncelere de bir blok halinde yer verdim, özellikle harekete geçmeye veya içindeki yaratıcıyı aramaya veya yüzleşmeye tereddüt edenler için rehber niteliğinde, dinlemenizi tavsiye ederim. Bu bölümde bir çok arkadaşım söz alıp bizlere teşekkür ettiler ama pek azının özellikle kitap hakkındaki görüşlerine yer verebildim; sırasıyla: (03:24) Elif Ceylan, (04:53) Bengü İlhan, (05:59) Cem Serhat Musabeyoğlu, (07:25) Belgin Elmas, (10:42) Ahmet Bütüner, (12:50) Sabah Yılmaz, (15:21) Elif Ceylan, (18:24) Şule Sönmez, (21:38) Filiz Kartal, (24:11) Elif Çetin, (26:48) Betül Akan, (27:58) Hatice Ergüven Doydum, (30:21) Ahmet Bütüner-(31:05) Şule Sönmez-(31:41) Elif Çetin-(33:13) İpek Altuner, ve (34:27) Yasemin Karakaya Support the show
more
der ya Sinema Kulübü ile Paris'te Gece Yarısı
2026/04/06
Sinema kulübümüzün 29’uncu buluşmasında, yönetmenliğini Woody Allen'ın yaptığı, başrollerinde Owen Wilson, Rachel McAdams ve Marion Cotillard'ın oynadığı, 2011 yapımı “Paris'te Gece Yarısı” adlı filmi konuştuk. Film, nişanlısının ailesiyle Paris'e gelen senarist ve romancı adayı Gil'in hikayesini anlatıyor. Gil, her gece yarısı gizemli bir biçimde 1920'lerin Paris'ine gidiyor; Hemingway, Fitzgerald, Picasso, Dalí gibi dönemin efsanevi isimleriyle yüz yüze geliyor. Woody Allen'ın En İyi Özgün Senaryo Oscar'ıyla ödüllendirilen bu filmi, geçmişe duyulan özlemin ve "altın çağ" yanılsamasının zarif bir anatomisini sunuyor. Filmi orijinal konusu ve eğlenceli atmosferi ile beğendiğimizi söyleyebilirim. Filmde en çok hissedilen konu olan nostaljiyi konuştuk önce. Kaçınılmaz bir insani duygu mu, yoksa anda kalmaktan bir kaçış mı? Filmde her dönemdeki karakterlerin kendinden önceki çağa özlem duyduklarını izliyoruz. 1920'lerin insanı Bell Époque'a, o dönem de Rönesans'a öykünüyor. Bu kısır döngünün farkına varmak, şimdiyi seçmenin ilk adımı olsa gerek. Filmin sonunda Gil'in yaptığı da bu oldu. İnsanın açmazlarından bir diğeri de, sahip olmadığı şeye özenmesi ya da sahip olduklarının kıymetini bilmemesi. Öte yandan bu dışsal motivasyonların, ihtiyaçlar karşılanır karşılanmaz yerini yenilerine bıraktıklarını biliyoruz. Bu da filmin bize çağrıştırdığı kavramlardan biriydi. Şehirlere yüklediğimiz anlamları konuşurken Paris’i İstanbul ile de kıyaslamadan duramadık ve bu güzel şehri nasıl koruyamadığımıza hayıflandık. En sonda bir hayal sorusu sorduk birbirimize: Geçmişe gidebilseydiniz, kiminle sohbet ederdiniz, kimin sofrasına otururdunuz? Atilla İlhan, Nazım Hikmet, Ahmet Hamdi Tanpınar gibi isimler geldi. Ama onları tanımanın satırlarının büyüsünü bozmasından endişe etmedik değil. Toplantıyı Betül Bayraktar ve Mürsel Çavuş’la götürdük diyebilirim, edebiyat alanının iki uzmanı olmaları itibariyle başkaları söze girmeye cesaret edememiş olabilir, bilemiyorum. Support the show
more
der ya Kitap Kulübü ile Kadınlar Rüyalar Ejderhalar
2026/03/30
Kitap kulübümüzün 62inci buluşmasında Ursula K. Le Guin'in Kadınlar Rüyalar Ejderhalar adlı kitabını konuştuk. Ursula K. Le Guin, 20. yüzyılın en özgün ve en çok okunan yazarlarından biri. Bilim kurgu ve fantezi edebiyatında adı Tolkien ile birlikte en tepede anılan Le Guin, romanlarıyla olduğu kadar denemeleriyle de edebiyat dünyasına derin bir iz bırakmış bir yazar. Kadınlar, Rüyalar, Ejderhalar, farklı dönemlerde yazdığı deneme ve makalelerinden derlenen bir seçki. Kitap; bilim kurgu ve fantezinin edebiyattaki yeri, hayal gücünün insan için ne anlama geldiği ve kadın olarak yazmak üzerine Le Guin'in tavizsiz, doğrudan sesiyle konuşuyor bize. Bu buluşmada kitabı gerçekten dikkatle sindirmeye çalışarak okuyup gelen arkadaşlarımız vardı. Pek çoğumuz hikayeler veya bir roman beklentisiyle okumaya başlamışız, ama elimizde deneme ve makalelerden oluşan, zihin açıcı bir kitap vardı. Bu yine de çoğumuz için hoş bir sürpriz olmuş. Bizde en çok yankılanan bölümler "Çocuk ve Gölge" ile "Amerikalılar Ejderhalardan Neden Korkar?" oldu. Le Guin'in Jung'dan beslenen "gölge" kavramı üzerine söyledikleri bizi derinden etkiledi: kötülüğü bir sorun olarak değil, bizimle birlikte yaşayan bir gerçek olarak görmek gerektiği fikri. Hayal gücünü reddetmenin insanı kendi iç dünyasından ve doğasından koparttığı üzerine konuştuk. Le Guin’in "Yetişkin bir insan, çocuk olmayan biri değil; yaşamayı başarmış bir çocuktur" cümlesi bunun en iyi fadelerinden biri sanırım. Metin, sessizlik ve müzik üzerine Le Guin'in tespiti de büyük ilgi gördü: müzikte notaları takip etmeden hayal gücümüze alan tanırken, dilde neden aynı özgürlüğü tanımadığımız sorusunu soruyor. Kurgu edebiyatın ise herhangi bir yazılı metinden farkını bu hayale alan açmasıyla açıklıyor. Bu türe mesafeli olanlarımızı bile bu bakış açısıyla bilim kurguya yeniden bakmasını sağladı diyebilirim. Toplantı ilerledikçe söz kaçınılmaz biçimde Le Guin'in feminist perspektifine ve kadın yazarlığına geldi. Yetmişlerde yazılmış satırların bugünün gerçekliğine bu denli dokunması hem şaşırttı hem düşündürdü. Hayal gücünün tarihsel olarak kadınsı ve çocuksu, yani değersiz görülmesi üzerine ciddi bir tartışma yaşandı. Kadının dili — hem anlatan hem dayanışma kuran, hem de var olabilmek için geliştirdiği dil — konuşmamızın merkezine oturdu. Benim açımdan şunu söyleyeyim: Le Guin bu kitapta, bilim kurgunun geleceği tahmin etmek değil, insanın içini anlatmak için var olduğunu söylüyor. Bunu okuyunca gençlerin okumadığını gördüğümde neden içimin burulduğunu daha net anladım. Kitaplar ve hikayeler, insanın kendisiyle ve insanlıkla kurduğu en kadim köprü. Onun yerini alacak başka bir araç yok bence. Bu bölümde görüşlerine yer verebildiğim arkadaşlarım sırasıyla: (03:24) Aycan Acar Şahin, (06:12) Neslihan Oruç, (09:01) Duygu Şahin, (11:33) Feyza Demir, (14:50) Mete Yurtsever, (15:53) Mehpare Şayan Kileci, (20:12) Mete Yurtsever, (21:05) Didem Güçlü İlgün, (25:59) Ebru Vural, (27:06) Feyza Demir ve (31:30) Dilek Geçit Support the show
more
der ya Sinema Kulübü ile Geliş (Arrival)
2026/03/23
Sinema kulübümüzün 28inci buluşmasında yönetmenliğini Denis Villeneuve'nin yaptığı, başrollerinde Amy Adams ve Jeremy Renner'ın oynadığı 2016 yılı yapımı Arrival, Türkçe adıyla Geliş filmini konuştuk. Film, dünya genelinde 12 farklı noktaya inen gizemli uzay gemilerinin ardından askeri birimler tarafından göreve çağrılan dilbilimci Louise Banks'in hikâyesini anlatıyor. Louise, uzaylıların dilini çözmeye çalışırken hem insanlığın geleceğini hem de kendi varoluşuyla ilgili derin bir gerçeği keşfediyor. Dilin düşünce biçimimizi nasıl şekillendirdiği ve zamanın döngüsel algılanması üzerine kurulu bu bilim kurgu filmi, 2016'nın en çok konuşulan yapımlarından biri oldu. Bu tüm buluşmalarımız için geçerli ama yine de söyleyeyim, filmi henüz izlemediyseniz önce izleyip sonra bizi dinlemenizi öneriyorum, zira bu noktadan sonra ciddi spoiler içeriyor. Filmi etkileyici bulduk; özellikle görsel dil, uzaylı tasarımı ve alışılmış uzay istilası kalıplarını kıran bakış açısını beğendik. Konuşmamızın merkezinde “sonunu bildiğin bir yola girmeyi seçer miydin?” sorusu yer aldı, herkesi en çok bu etkilemiş. Louise kızını nadir bir hastalıktan kaybedeceğini bilmesine rağmen ona hamile kalmayı seçiyor. Gerçi bu bir seçim mi değil mi çok net söylenmiyor. Ancak filmin mesajı netleşti benim için tartışmalardan sonra; dil hayatı anlamak için kullandığımız bir araç. Bunu bir zihniyet olarak alırsak eğer, hayatta acı ve tatlı deneyimlerin olacak, bunu kabullenmelisin. Acıları ayıklayamazsın, buna kader de veya olumsuzluklar üzerinde bir etkinin olmaması de, bu hayatı yaşayacaksın. Ama tüm acılara rağmen sevmek ve sevilmek için yaşamaya değer. Film biraz karanlık atmosferi ve biraz elini kolunu bağlayan deterministik hali ile izlemesi zorlayıcı ama yine de üstünde düşünmeye değer. Özellikle de zamanı lineer değil, döngüsel olarak (yani geçmişi, bugünü ve geleceği) iç içe algılamak kolay değil. Gelecekte bir şey olması bugüne bir müdahale gerektiriyorsa, devreleri yakıyor, bu yabancı medeniyetin 3000 yıl sonra kendilerine yardım etmesi için bugün bu lisanı insanlığa öğretmesi gibi. Yani zaten geleceklerinden değil de, 3000 yıl sonra işlerine yarasın diye gelmeleri gerçekten anlamlandırması zor bir mantık benim için. Size film neler düşündürdü merak ediyorum. Bana yazın. Bu bölümde görüşlerine yer verebildiğim arkadaşlarım sırasıyla: (02:53) Zeynep Bilgin, (04:27) Feyza Demir, (07:43) Duygu Şahin, (09:44) Sedef Maşraf, (11:33) Zeynep Bilgin ve (13:38) Ebru Vural, (15:04) Mete Yurtsever, (16:10) Sedef Maşraf, (17:26) Duygu Şahin, (19:03) Sedef Maşraf. Support the show
more
Evren Diker ve Ergün Güler ile Hazineni Keşfet
2026/03/16
Bu bölümde kitap kulübümüzün "Yazarla Buluşma" serisinde Düştüğün Yerde Hazinen Saklıdır adlı kitabın yazarı Ergün Güler ve kitapta hikayesine yer verilen 12 kadın liderden biri olan Evren Diker konuğumuzdu. Şubat 2026'da Destek Yayınları'ndan çıkan bu kitap, Sales Network bünyesindeki LİSA (Leadership in Sales Awards) Ödülü'nü kazanmış 12 kadın liderin hikayelerini bir araya getiriyor. Ergün Güler, her birinin hayat ve kariyer yolculuğundaki kırılma noktalarını, düşüşlerini ve o düşüşlerden çıkardıkları dersleri Joseph Campbell'ın "kahramanın yolculuğu" çerçevesine oturtmuş. Kitap; genç kadınlara mentör gibi eşlik etmeyi, onlara hem ilham hem de somut rol modeller sunmayı hedefliyor. Konuşmamız boyunca kitabın yapısı ve motivasyonu kadar kadınların iş hayatındaki deneyimlerinden de konuştuk. Evren Hanım'ın erkek egemen bir sektörde kendini var ederken yaşadıklarını tüm içtenliği ve pozitifliğiyle anlatması, kitabı somut bir deneyime dönüştürdü. Erkeklerin kendilerini ve hayatı uzun uzadıya sorgulamamaları harekete geçmelerini kolaylaştırıyor. Kadınlar ise adımlarını daha hesaplı atmaya çalışıyorlar, hatta çoğu zaman hazır olmadıklarını hissetmek, yetersiz olduklarına inanmak onları harekete geçmekten alıkoyuyor. Kitabın dayandığı temel argümanlardan biri de bu aslında. Uluslararası Kadın Araştırmaları Merkezi’nin bir raporu kadınların harekete geçebilmek için önce bir rol model görmeye ihtiyaç duyduklarına, visible leadership effect denen bir olguya dikkat çekiyor, kitap bu boşluğu doldurmayı amaçlıyor. Hatta bu kitapla kalmayacak bir misyon Ergün için, bunu da söyleşimizde dinleyebilirsiniz. Bu kitap sadece bir kariyer tavsiyesi değil, özellikle genç kadınların potansiyellerini gerçekleştirmelerinde destek alacakları bir kılavuz. Zira kitapta yer alan kadın liderlerin hiçbiri başarıyı bir amaç olarak görmüyor, hepsinde ortak olan şey, hayata anlamlı dokunuşlarla bir iz bırakma isteği. Bu kitabı kızınıza veya arayış içinde olan bir genç kadına hediye edebilirsiniz, kitaptaki örneklerin, düşünce egzersizlerinin onlara büyük fayda sağlayacağına inanıyorum. Toplantıda söz alan arkadaşlarımın bölümlerini çıkarmak durumunda kaldım bölümü kısa tutmak için, beni anlayışla karşılayacaklarına inanıyorum. Hazineni Keşfet Instagram hesabı: https://www.instagram.com/hazinenikesfetnet/ (02:30) Kahramanın yolculuğu çerçevesi (05:42) Evren Diker’in kitaba dahil olması (07:30) Kitabın hikayesi (10:35) Şanslı hikayeler ve rol modeller (17:51) Erkeğin ve kadının işe yaklaşımları (22:57) Kadın ve erkek yöneticilere çifte standart (37:27) Evren Diker’in erkek egemen sektör deneyimi (39:58) Satışta kadın (41:02) Hazineni Keşfet platformu (46:00) Evren Diker’in değer yaratma formülü (47:22) Ergün Güler’in değer yaratma formülü Support the show
more
Özgür Bolat ile “Hepiniz” Nasıl Mutlu Olursunuz?
2026/03/09
Kitap kulübümüzün yazarla buluşmasında konuğumuz Doç. Dr. Özgür Bolat ve yeni çıkan kitabı "Hepiniz Nasıl Mutlu Olursunuz?"du. Boğaziçi, Harvard ve Cambridge gibi okullardan mezun bir eğitim bilimcisi olan Özgür Bolat, bu kitabında mutluluğun bir şans ya da dışarıda aranacak bir şey olmadığını, aksine öğrenilen bir beceri olduğunu savunuyor. Bilimsel araştırmaların rehberliğinde okuyucusunu yaşamın anlamını yeniden düşünmeye ve kendi mutluluğunu adım adım inşa etmeye davet ediyor. Buluşmamızda üyelerimizden Özgür Bolat’ın eğitimlerine katılmış kitaplarını okumuş sıkı takipçileri de vardı. Sohbetimizin ağırlıklı bölümünü çocuk yetiştirme konusu oluşturdu diyebilirim. Bizim anne babalarımız çocuk yetiştirme konusunda bu kadar kaygı sahibi değillerdi. Şimdi o kadar çok ses var ki etrafımızda neyi yapmamız, neyi yapmamamız gerektiğini söyleyen. Sosyal medya bunun parodileri ile yıkılıyor, yerli, yabancı, olması gerekenle olan arasındaki uçurum üzerine. Özgür Hoca da bu konudaki sorularımızı yanıtlarken çocuğun mizacıyla karakteri arasındaki farka, güçlü yanları geliştirmenin zayıf yanları telafi etmeye çalışmaktan çok daha verimli olduğuna dikkat çekti. Sahneye çıkmak istemeyen çocukla nasıl konuşulur, yargılanma korkusu nasıl ele alınır, kitap okuma alışkanlıklığı nasıl kazandırılır gibi somut örnekler üzerinden de bizim deneyimlerimizi ve onun önerilerini konuştuk. Benim için en çarpıcı olan sanırım şu cümleydi: "Çocuğu yetiştirmeye çalışırsanız siz çocuğun sınırı olursunuz; önünden çekilirseniz istediği kadar gider." Buna bir de kitapta okuduğum “Çocuğunuzu geleceğe hazırlamayın; çocuğunuz için bir gelecek hazırlayın” sözünü eklersek yaklaşımı tamamlamış oluruz. Yani çocuğa potansiyeli doğrultusunda destek vermek diye özetleyebiliriz sanırım. Bu iki söze bol bol atıfta bulunacağım sanırım ortamlarda. Çünkü tam tersini uygulamaya takan çok insan olduğuna inanıyorum. Support the show
more
Emre Gür ve Nesrin Köseler ile Kolektif Etki ve Topluluklar
2026/03/02
Bu bölümde konuklarım, sosyal etki ve topluluk inşası alanında uzman iki isim: Emre Gür ve Nesrin Köseler. 285’inci bölümde Etienne Davodeau'nun "Les Ignorants" adlı çizgi romanından ve oradan esinlenen Cahiller Öğrenme Topluluğu'ndan bahsetmiştim. 286’ıncı bölümde ise tandemim Serap Aykut'la onun hikayesini ve topluluk deneyimimizi paylaşmıştım. Bu mini serinin üçüncü ve son bölümünde, bu topluluğun doğuşunu ve seyrini konuşmak üzere kurucuları Emre ve Nesrin'i ağırladım. Emre, günümüzde birçok kurumun sosyal alandaki faaliyetlerinden neden etki yaratamadıklarını anlamaya çalıştıklarını anlattı. Bu ihtiyaca karşılık, projeyle sınırlı kalmayan, bireylere bağlı olmayan ve kolektif etki yaratan bir iş modeli oluşturduklarını paylaştı. Mevcut yapının tıkandığından, kurumların ve bireylerin bir "pusula" arayışında olduğundan ve toplulukların bu tıkanıklığı nasıl açabileceğinden bahsettik. Nesrin, topluluk tasarımı ve inşasını hangi kriterlere göre ele aldıklarına değindi. Yeni topluluk oluşturma, mevcut topluluğu güçlendirme ve kapasiteyi artırma alanlarında kurumlara destek olduklarını anlattı. Cahiller Öğrenme Topluluğu'nda "karşılaşmaların" nasıl anlamlı ilişkilere dönüştüğünü gördüklerini ve "minimum müdahale, maksimum keşif" ilkesiyle hareket ettiklerini paylaştı. İnsanlığın, içinden geçtiğimiz siyasi, teknolojik ve sosyal değişimlerin sarsıntıları içinde ayakta kalması ve değer yaratması için en önemli desteğin topluluklardan geleceği inancıyla sizi bu söyleşiyi dinlemeye davet ediyorum. Katalist’in web sitesi (Instagram linklerine siteden ulaşabilirsiniz) www.katal.ist Support the show
more
Serap Aykut ile Kısakes'tik
2026/02/23
Bu bölümde konuğum "Cahiller Öğrenme Topluluğu"ndaki tandemim, 30 yıllık erkek berberi ve "Kısa Kes" markasının kurucusu Serap Aykut. Serap’ın geleneksel toplumsal rollere meydan okuyarak başladığı meslek yolculuğundan, berber koltuğunun insan psikolojisi üzerindeki etkilerine uzandık. Serap, sadece bir zanaatkar değil, aynı zamanda malzemesi insan olan bir sanatkar olarak, mesleğini Dali’nin bıyıklarından aldığı ilhamla nasıl dönüştürdüğünü içtenlikle paylaştı. Serap’ın koltuğuna oturan erkek ve kadınlar hakkında gözlemleri söyleşimizin en ilginç bulduğum kısımlarındandı. Erkeklerin nasıl alışkanlıklarını terk etmekte zorlandıkları, kadınların ise değişime ve değişimi hayal etmeye yatkınlıkları hayatın bir aynasıydı adeta. Bireylerin kendi farklılıklarını birer kusur olarak değil, özgün birer imza olarak kabul etmelerinin önemini vurgulaması ise çok çarpıcıydı. Sohbetimizin ilerleyen kısımlarında, Serap saçın tarihi ve toplum hayatındaki rolüne ilişkin yaptığı araştırmalardan edindiği çok ilginç bilgiler aktardı. Bunları ve daha fazlasını YouTube kanalında paylaşıyor, göz atmanızı tavsiye ederim. Benim planlı dünyam ile Serap’ın sezgisel ve yaratıcı yaklaşımı ortak olan merakımızla birleşince, Cahiller Topluluğu’ndaki öğrenme deneyimimiz çok keyifli ve verimli oldu. Üstelik bu daha bir başlangıç. Bu ilham verici sohbete şimdi kulak verebilirsiniz. Serap Aykut’un Instagram sayfası https://www.instagram.com/kisakes_serapaykut Support the show
more
Cahille Sohbete Girdim
2026/02/16
Evet “Cahille sohbete girdim”. Bunun tuzak bir başlık olduğunu düşündüyseniz darılırım. Şimdi anlatınca bana hak vereceksiniz. "Cahiller: Karşılıklı Bir Aydınlanmanın Hikayesi", çizgi roman sanatçısı Étienne Davodeau'nun 2011 yılında yayınlanan 270 sayfalık otobiyografik bir eseri, bir çizgi roman. Hikaye, Davodeau'nun Anjou bölgesinde, evine yakın yerlerde yaşayan komşusu Richard Leroy ile başlattığı bir yıllık karşılıklı öğrenme macerasını anlatıyor. Size önce kitaptan bahsedeceğim ardından bu kitabın ilham olduğu oluşumu ve benim buradaki rolümü anlatacağım. Dediğim gibi bu bir otobiyografik eser. Etienne Davodeau, 2010 yılı başında arkadaşı şarap üreticisi Richard Leroy’a bir teklifte bulunuyor. Bir yıl boyunca arkadaşının bağında çalışma karşılığında onu çizgi roman dünyasıyla, hatta yazarlarla ve başka bağcılarla tanıştırmayı teklif ediyor. Bu karşılıklı öğrenme deneyimini de bir çizgi roman haline getirmeyi istiyor. İki adam, birbirlerinin "cahili" olarak, birbirlerinin dünyasına dalıyorlar. Şüphesiz kitabın önsözünü yazan Vedat Milor’un sözünü ettiği gibi onları bu özverili paylaşıma iten iki şey; mükemmelliyetçilik ve merak olsa gerek. Beni de bu kitapta yakalayan tam da bu oldu. Support the show
more
Bağlarınız kopmasın (depresyonun nedenleri ve çözümleri)
2026/02/09
Tükenmişlik (burn-out) için bütün insanların çalışma hayatlarının en azından bir döneminde boğuştukları bir duygu durumudur dersem abartmış olmam sanırım. Yataktan zorla kalkmak, iş hakkında büyük bir isteksizlik, daha sabırsız, mesafeli veya alaycı ilişkiler ve yaptıklarınızdan tatmin olmamak tükenmişliğin belirtilerinden olarak görülüyor. Ama bu durum iş hayatının dışında da sürüyor, hafta sonu veya tatilde peşinizi bırakmıyorsa, hayattan, sevdiklerinizle birlikte olmaktan tat almıyorsanız bu bir depresyon belirtisi olabilir deniyor. Kitap kulübünde iyilik hali, mutlu olmak üzerine kitaplar okuduk, bu hiç güncelliğini yitirmeyen bir konu. Ama depresyon da öyle. En son Yenibirlider’lilerle Osamu Dazai’nın İnsanlığımı Yitirirken adlı kitabını okumuştuk, ki oldukça depresif bir yazar ve otobiyografik izleri olan bir romandı. Ardından da Johann Hari’den “Kaybolan Bağlar” adlı kitabı okuduk. Depresyonun gerçek nedenleri ve beklenmedik çözümler alt başlıklı. Bu bölümde sizinle bu kitaptan notlarımı paylaşmak istiyorum. Support the show
more
der ya Kitap Kulübü ile Çoğu İnsan İyidir
2026/02/02
Kitap kulübümüzün 60'ıncı buluşmasında Rutger Bregman'ın "Çoğu İnsan İyidir" adlı kitabını konuştuk. Bu arada 60 buluşma tam 5 yıl yapıyor. Dile kolay, kitap kulübümüz altıncı yaşına bastı, daha nicelerine diyorum, birlikte olduğumuz tüm üyelerimize teşekkür ediyorum. Hollandalı tarihçi ve gazeteci Rutger Bregman'ın bu kitabı (orijinal adı Humankind: A Hopeful History), insan doğasına dair yaygın kabulleri kökten sorgulayan cesur bir çalışma. Yazar, Stanford Hapishane Deneyi, Sineklerin Tanrısı ve Paskalya Adası gibi meşhur örneklerin aslında bize yanlış anlatıldığını belgeleyerek, insanın özünde kötü olduğu varsayımının manipüle edilmiş bir kurgu olduğunu savunuyor. Kitap, kriz anlarında insanların dayanışma içinde hareket ettiğini gösteren gerçek hikayeler ve bilimsel araştırmalarla iddiasını destekliyor. Kitabın kapak yazılarında Harari’nin bile “İnsanlığı yepyeni bir perspektiften görmemi sağladı” sözü yer alıyor. Bregman’a göre bu "kötülük" anlatısı, insanların kendi başlarına düzen kuramayacağı inancını pekiştirerek merkezi otoriteyi, hiyerarşiyi ve katı kontrol mekanizmalarını meşrulaştırmak için bilinçli bir kurgu olarak kullanılır. Özünde bu manipülasyon, toplumsal bir güvensizlik ortamı yaratarak bizleri daha kolay yönetilebilir ve otoriteye muhtaç özneler haline getirmeyi amaçlar. Kitap bizde derin bir heyecan yarattı. Bir yandan, yıllardır referans gösterdiğimiz bilimsel çalışmaların aslında manipüle edilmiş olabileceğini görmek sarsıcıydı. Bazılarımız kitabı fazla iyimser buldu; Türkiye'deki düşük güven ortamında ve adalet sisteminin yetersiz kaldığı bir coğrafyada yazarın bu anlayışla mücadele yaklaşımının ne kadar gerçekçi olduğunu sorguladık. Öte yandan maruz kaldığımız medya ve politik ortamın bizleri olumsuzluğa ittiğini fark ettik, belki de bu nedenle böyle bir bakış açısına ihtiyacımız olduğunu düşündük. Grup olarak sanırım şu noktada hemfikiriz: İnsanın iyi mi kötü mü olduğunu test edecek bir ölçüm aracımız yok, dolayısıyla bu bir tercih meselesi. Bağlamın son derece önemli olduğunu, koşullar iyileştirildiğinde kötülüğün minimize edilebileceğini, ama bunun için ciddi bir hak ve adalet sistemine ihtiyaç duyulduğunu konuştuk. Sonuçta, hayatı anlamlı kılmak için bir şeyler seçmeliyiz; bazılarımız yaşama tutunmak için "çoğu insan iyidir" önermesini seçmeyi tercih ediyoruz. Ben kendi adıma, insanlara verdiğim krediyi 100'den başlatıp geriye geldiğimi söyleyebilirim. Bunun beni sıkıntıya düşürdüğü durumlar da çok oldu, ama bu benim hayat görüşüme daha yakın, bu kitapta da bu seçimi görmekten memnun oldum. Bu bölümde görüşlerine yer verebildiğim arkadaşlarım sırasıyla: (03:20) Feyza Demir, (07:55) Yasemin Karakaya, (12:07) Mürsel Çavuş, (16:06) Bengü İlhan, (17:42) Bahadır Balibaşa, (20:10) Öngün Şumnulu, (23:49) Aycan Acar Şahin, (27:03) Ekin Akkol, (30:30) Mete Yurtsever, (31:38) Ebru Başaran, (35:15) Suat Soy, (37:03) Feyza Demir, (41:47) Cem Çağatay Karaali, (44:07) Bahadır Balibaşa, (48:39) Yasemin Karakaya, (50:41) Öngün Şumnulu Support the show
more
Doç. Dr. Gonca Yıldırım Öge ile Bir Expat'ın "Marka Pusulası"
2026/01/26
Bu bölümün konuğu benim. Ev sahibi ise İstanbul Aydın Üniversitesi (İAÜ) Reklamcılık Bölümü Başkanı Doç. Dr. Gonca Yıldırım Öge. Ben aslında Marka Konseyi ile birlikte düzenledikleri YouTuba’da yayınlanan Marka Pusulası serisinin dokuzuncu bölümüne konuk olmuştum. Bu günlerde bu söyleşi video olarak da Reklamcılık Bölümü’nün resmi kanalında yayınlanacak. Gonca Hoca, yurt dışında marka yönetmek üstüne bir söyleşi gerçekleştirelim deyince pek fazla paylaşım yapmadığım bir konu olduğu için de memnuniyetle kabul ettim. Yine bu nedenle kendi podcastimde yer vermek istedim. Bu bölümde neler mi konuştuk? Birkaç örnek verebilirim. "Marka" ve pazarlama kavramlarına yönelik yerel ve benim tecrübe ettiğim 5 ülkedeki bakış açısı farkları. Bir expat olarak yabancı uluslardan ekiplerle birlikte, ülkelerin sosyo-kültürel, ekonomik ve siyasi dinamiklerini yönetmenin zorlukları ve bu süreçteki dengeler. Uluslararası pazarda yer almak için gereken içsel hazırlıklar, değer önerisinin farklı pazarlarda yeniden konumlandırılması. Yurt dışına açılırken kültürel kimliği vurgulama veya global duruş benimseme arasındaki seçim. Türk markalarının başarısı önündeki engeller, küreselleşme yolunda zorluk yaşayan markalardan çıkarılacak dersler ve global başarı potansiyeli yüksek sektörler. Daha bir çok konuda naçizane görüşlerimi paylaştım, Gonca Hoca’nın değerli sorularını yanıtlamaya gayret ettim. Umarım sadece marka yöneticileri için değil, dünyaya açılma hayali kuran her girişimci için faydalanacağınız bir söyleşi olmuştur. Support the show
more
der ya Sinema Kulübü ile Duyguların Rengi
2026/01/19
Sinema kulübümüzün 27inci buluşmasında, yönetmenliğini Tate Taylor'ın yaptığı, başrollerinde Viola Davis, Emma Stone ve Octavia Spencer'ın oynadığı 2011 yapımı dilimize “Duyguların Rengi” olarak çevrilen "The Help" adlı filmi konuştuk. Film, 1960'ların başında Mississippi'de geçiyor ve beyaz ailelerin evlerinde çalışan siyahi hizmetçilerin hikâyelerini genç bir gazeteci adayının kaleme almasını anlatıyor. Kathryn Stockett'in aynı adlı romanından uyarlanan yapım, gündelik hayatta normalleşen ırkçılığı ve sessiz kalmanın bedelini mercek altına alıyor. Film üzerinden ABD'de kölelikten Jim Crow yasalarına, Rosa Parks'tan Martin Luther King'e, Kennedy suikastından 1964 Sivil Haklar Yasası'na uzanan tarihi yolculuğu da sizin için özetledim. Kuzey-Güney arasındaki ırkçılık farklarını, ekonomik çıkarların bu sistemi nasıl beslediğini ve değişimin ne kadar meşakkatli olduğunu merak edenler için paylaştım. Hidden Figures ve Green Book gibi filmlerle birlikte düşündüğümüzde ortaya çıkan tablo çarpıcı: Değişim bireysel cesaretle başlar ama ancak toplu hareketle gerçekleşir. Bu bölümde görüşlerine yer verdiğim arkadaşlarım (07:15) Ferhan Koca, (08:49) Uğur İyidoğan, (10:24) Suat Soy, (11:08) Mete Yurtsever, (11:58) Canan Ataç, (13:55) Mete Yurtsever Support the show
more
İnsan Zihninin Gelişigüzel Yapısı
2026/01/12
Bu bölümde size Gary Marcus’un Kluge (Kluuj diye okunuyor) adlı kitabı hakkındaki notlarımı aktaracağım. Bu kitabı Mürsel Çavuş tavsiye etmişti, önce ona teşekkür edeyim. 2008 yılında yazılmış bir kitap. Davranış bilimi hakkında söylenen sözleri iyi bir hikaye anlatıcılığıyla kendi perspektifinden anlatıyor. O tarihte henüz yapay zekanın gelecekte erişeceği güç konuşuluyor ama bugünkü gelişmelerden çok uzağız. Bu kitabı okuduğumda şu bana çok çarpıcı geldi;  insan zihninin ne kadar kusurlu olduğunu kabul edersek yapay zeka karşısındaki konumumuzu daha net belirleyebiliriz. Bizim özelliğimiz kusurlu olmamız. Bunu sahiplenmemiz lazım. Bu size garip gelebilir, bu bölümün sonunda bu noktaya geri geleceğim. Gary Marcus, New York Üniversitesi'nde psikoloji profesörü ve bilişsel bilim alanında önde gelen isimlerden biri. Yapay zeka, dil gelişimi ve insan zihni üzerine yoğunlaşan Marcus, hem akademik çalışmaları hem de genel okuyucuya hitap eden kitaplarıyla tanınıyor. Evrimsel psikoloji ve nörobilimdeki çalışmalarının yanı sıra, yapay zeka alanındaki eleştirel yaklaşımıyla da dikkat çekiyor. "Kluge" kitabıyla evrimsel perspektiften insan zihninin kusurlarını ele alıyor ve bu kusurların aslında evrimsel sürecin doğal sonucu olduğunu gösteriyor. "Kluge" terimi mühendislikte kullanılan bir kavram: işe yarayan ama pek de zarif olmayan, yamalarla bir araya getirilmiş çözümler. Marcus, insan zihninin de tam olarak böyle olduğunu savunuyor - mükemmel bir tasarımdan ziyade, evrimsel süreçte üst üste eklenen, bazen birbirleriyle çelişen sistemlerden oluşan bir yapı. Doğa diyor, derme çatma çözümlere meyillidir, çünkü çözümlerin mükemmel ya da zekice olup olmadığını umursamaz. Bir şey işe yarıyorsa varlığını sürdürür ve yayılır, yaramıyorsa yok olur gider. Evrim doğası gereği mevcut sistemlerin üzerine ortam değişikliklerine göre yeni sistemler yığarak ilerliyor. Eski bir tarihte üretime başlayan bir fabrika gibi, bazı değişiklikler yenilemeler oluyor ama sıfırdan bir tasarım yapılmıyor, bir devamlılık var milyonlarca yıllık yaşamda. Support the show
more

Podcast reviews

Read Değer Yaratmanın Formülü podcast reviews


5 out of 5
1 reviews

Podcast sponsorship advertising

Start advertising on Değer Yaratmanın Formülü & sponsor relevant audience podcasts


What do you want to promote?

Ad Format

Campaign Budget

Business Details