1817143363
Psikodepresan Podcast

Advertise on podcast: Psikodepresan Podcast

This podcast has
103 episodes
Language
Turkish
Date created
2025/05/28
Latest episode
2026/10/24
Average duration
13 min.
Release period
8 days

Description

Ben Klinik Psikolog Barış Özkoparanoğlu. Bu podcast kanalında sana iyi hissettirecek, ruh sağlığına yardımcı olabilecek kayıtlar yüklüyorum. Kanal içerisindeki psikolojik kayıtlar, herhangi bir tanı veya tedavi amacı taşımamaktadır.

Unlock Psikodepresan Podcast podcast Email contact info,
Listeners & Audience details

Email contact information

Direct podcast contact details

Listeners

Audience numbers & engagement insights

Audience details

Podcast Insights

Podcast episodes

Check latest episodes from Psikodepresan Podcast podcast


Sınav Kaygısıyla Başa Çıkmanın 7 Yöntemi
2026/10/24
Sınav dönemleri geldiğinde öğrencilerin çoğu yalnızca ders çalışma isteksizliği yaşamaz. Masaya oturup kitabı açarsınız, ama birkaç dakika içinde zihniniz bambaşka yerlere kayar. İçinizde bir daralma hissedersiniz; "ya yetiştiremezsem", "ya öğrendiklerimi unutursam", "ya başarısız olursam" gibi düşünceler peş peşe gelir. Bu bölümde sınav stresini tamamen ortadan kaldırmayı değil, onunla birlikte nasıl yol alabileceğinizi konuşuyoruz. Çünkü asıl mesele hiç endişelenmemek değil, endişelenseniz bile yaşamınıza ve çalışma düzeninize devam edebilmektir. Kaygının belirli bir seviyede aslında faydalı olduğunu, sizi çalışmaya teşvik ettiğini, ancak sürekli yüksek yoğunlukta olduğunda odaklanmayı güçleştirdiğini ele alıyoruz. Kaygı, kaçınma, suçluluk ve daha fazla kaygı arasındaki o kısır döngüyü fark etmek ilk adımdır. Ardından "bugün 8 saat çalışacağım" demek yerine "sadece 10 dakika başlayacağım" demenin neden daha işlevsel olduğunu, motivasyonun her zaman davranıştan önce gelmediğini anlatıyoruz. Herkesin dikkat ritminin farklı olduğunu, başkasının çalışma süresini bilmenin sizin performansınızı artırmadığını, yalnızca kaygınızı yükselttiğini hatırlatıyoruz. Sınav sonucunu kimlik haline getirmenin yarattığı yükü, "bir sınavdan düşük puan almak değersiz olduğunuzu göstermez" ayrımını konuşuyoruz. Kontrol edebileceğiniz ve edemeyeceğiniz şeyleri ayırmanın, kaygı anında "bugün benim kontrolümde olan ne var" diye sormanın pratik faydasını gösteriyoruz. Bedensel belirtileri, nefes ve gevşeme egzersizlerinin önemini, uyku ve hareketin kaygı yönetimindeki yerini de ele alıyoruz. Kendinize bir arkadaşınıza konuşur gibi şefkat göstermenin uzun vadede motivasyonu nasıl koruduğunu, kaygı günlüğü tutmanın düşünceleri zihinde büyütmek yerine dışarı çıkarmaya nasıl yardımcı olduğunu paylaşıyoruz. Bölüm boyunca sınav kaygısı, sınav stresiyle başa çıkma, kaygıyı azaltma yolları, odaklanma sorunu, ders çalışamama, sınav sonucu kaygısı, kontrol edilebilir alanlar, nefes egzersizi, uyku düzeni ve kendine şefkat gibi konulara değiniyoruz. Eğer sınav döneminde zihniniz sürekli geleceği simüle ediyorsa, felaket senaryoları kuruyorsa ve bu yüzden masaya oturamıyorsanız, bu bölüm size "önce bir nefes al, bugün ne yapabileceğine bak" demek için var. Unutmayın, hedef kaygısız olmak değil, kaygının direksiyona geçmesine izin vermemektir.
Ortada Sorun Yok Ama Neden Kaygılısın? Kaygının 7 Nedeni
2026/10/18
Kaygı neden ortaya çıkar ve her şey yolunda görünürken bile neden kendimizi huzursuz hissederiz? Sürekli kötü bir şey olacakmış gibi düşünmek, gelecekle ilgili endişelenmek ve zihnimizi susturamamak günlük hayatımızı nasıl etkiler? Bu bölümde, kaygıyı artıran 7 önemli psikolojik ve fiziksel etkeni ele alıyoruz. Tehdit odaklı düşünme, kontrol ihtiyacı, geçmiş deneyimlerin etkisi, kaygının kendisinden korkmak, bedensel belirtileri yanlış yorumlamak, uykusuzluk ve sosyal karşılaştırma alışkanlığının kaygıyla ilişkisini inceliyoruz. Peki, kaygıyı azaltmaya çalışırken farkında olmadan onu besliyor olabilir miyiz? Sürekli ihtimalleri hesaplamak, güvence aramak ve her şeyi kontrol etmeye çalışmak neden kısa süreli rahatlama sağlarken uzun vadede kaygının devam etmesine katkıda bulunabilir? Bu bölümde kaygının altında yatan nedenleri anlamaya, zihnimizin olumsuz ihtimallere neden odaklandığını keşfetmeye ve belirsizlikle daha sağlıklı baş etmenin yollarını değerlendirmeye çalışıyoruz. Klinik Psikolog Barış Özkoparanoğlu ile kaygıyı daha yakından tanımak ve kaygı döngüsünü anlamak için bu bölüme kulak verin.
Kumar Bağımlılığı: 6 Psikolog Tavsiyesi
2026/10/10
Kumar bağımlılığı nasıl bırakılır? En iyi psikologtan kumar bağımlılığı tedavisi için 6 bilimsel teknik. Bu bölümde kumar bağımlılığı, bahis bağımlılığı ve online kumar bağımlılığıyla mücadele edenler için klinik deneyime dayalı psikolojik yöntemleri paylaşıyorum: dışsallaştırma tekniği, alternatif benlik senaryosu, toksik ilişki yaklaşımı, kaybetme oyunu tanımı, istek çizme ve yok etme tekniği ile tetikleyici haritası. Kumar bağımlılığı psikolog desteğiyle birlikte bu bilişsel davranışçı terapi temelli yöntemler, beyninizin nasıl ele geçirildiğini anlamanıza ve kontrolü geri almanıza yardımcı olacak. Türkiye'de kumara başlama yaşı 15'e kadar düştü; kumar bağımlılığı tedavisi başvuruları 6 yılda 155 kat arttı. Bu bölüm bilgilendirme amaçlıdır, profesyonel kumar bağımlılığı tedavisi yerine geçmez. Gerekli durumlarda bir uzmana başvurun.
Retroaktif Kıskançlık Nedir? Geçmiş Kıskançlığıyla Başa Çıkmanın 5 Yolu
2026/10/03
Partnerinin geçmişini kıskanıyor, eski ilişkilerini düşünmeden edemiyor musun? Bu podcast bölümünde retroaktif kıskançlık nedir, neden olur ve nasıl başa çıkılır sorularına psikolojik bir bakışla yanıt veriyorum. Geçmişe takılıp kalmak yerine şimdiki ilişkinizi güçlendirmenin yollarını, güven sorununu aşmayı ve ilişkide kıskançlıkla başa çıkma yöntemlerini konuşuyoruz. Bu bölümde öncelikle retroaktif kıskançlığın ne olduğunu ve normal kıskançlıktan nasıl farklılaştığını ele alıyorum. Ardından geçmişi şimdiden ayırmayı öğrenmekten bahsediyorum; çünkü bu duygunun en büyük besleyicisi, geçmişle şimdinin zihinde birbirine karışmasıdır. Daha sonra duyguyu kabul etmenin, onunla kavga etmemek ve onu bastırmamak için neden bu kadar önemli olduğunu açıklıyorum. Devamında kendi değerini partnerinin geçmişi üzerinden tanımlamama konusuna değiniyorum. Kendini eski sevgililerle kıyaslamanın neden bir tuzak olduğunu ve kendi değerini nasıl daha sağlıklı bir zeminde görebileceğini anlatıyorum. Sonrasında partnerinle bu hissi nasıl konuşabileceğini paylaşıyorum; ama sorgulamak için değil, sadece anlaşılmak ve kendini açıklamak için. Son olarak geçmişi bırakmayı seçmenin ne anlama geldiğini ve bunun neden her gün tekrarlanan bir tercih olduğunu konuşuyorum. Bölümün sonunda “Gerçekten endişelenmem gereken bir durum var mı?” sorusuna birlikte bakıyoruz; çünkü bazen bu duygu gerçek bir güven sorununa işaret edebilir, bazen de asıl mesele bambaşka bir yerdedir. Bu duygu, sevginin ve bağlanmanın doğal bir yansıması olabilir. Önemli olan onu yok saymak değil, anlamak ve yönetmeyi öğrenmek. 🎧 Bu bölümde ele aldığımız konular: Retroaktif kıskançlık nedir? Geçmiş kıskançlığı neden olur? Partnerin geçmişiyle barışmak Eski sevgili kıskançlığıyla başa çıkma İlişkide güven sorunu ve bağlanma korkusu Kıskançlıkla başa çıkma yolları Kendini değersiz hissetme ve kıyaslama tuzağı İlişkide iletişim ve sınır ihlali Geçmişi bırakma ve şimdiye odaklanma 💬 Sorularınız ve yorumlarınız için:
Alışveriş Bağımlılığı — Kendini Kötü Hissedince Neden Alışverişe Sarılıyorsun? (3 Uygulanabilir Çözüm)
2026/09/26
Hepimizin zaman zaman kendini kötü hissettiği anlar oluyor. Peki neden tam da o anlarda telefonu elimize alıp alışveriş uygulamalarına giriyoruz? Neden stresli, yalnız, öfkeli ya da mutsuz olduğumuzda ihtiyacımız olmayan şeyleri sepete eklemeye başlıyoruz? Ve neden satın alma sonrası gelen o kısa rahatlama hissi bizi tekrar tekrar aynı döngüye çekiyor? Bu bölümde alışveriş bağımlılığını, kompulsif satın alma davranışını ve online alışveriş bağımlılığını psikolojik bir çerçeveden ele alıyoruz. Alışveriş bağımlılığı sadece çok para harcamakla ilgili değil. Çoğu zaman alışveriş; kaygı, yalnızlık, can sıkıntısı, öfke ya da yetersizlik duygusuyla baş etmenin bir yolu haline geliyor. Yani aslında satın aldığımız şey ürün değil, çoğu zaman geçici bir duygusal rahatlama oluyor. Peki bu döngü nasıl işliyor? Telefonu açıp alışveriş sitelerinde gezinmek, indirimleri takip etmek, ihtiyaç olmayan ürünleri sepete atmak ve alışveriş sonrası yaşanan o kısa süreli rahatlama… Zamanla bu davranış bir alışkanlığa, hatta bir bağımlılığa dönüşebiliyor. Bu bölümde alışveriş bağımlılığının belirtilerini, gereksiz alışverişin psikolojik nedenlerini, duygusal alışverişi, alışveriş sonrası pişmanlığı ve online alışveriş bağımlılığını konuşuyoruz. Ayrıca "Alışveriş bağımlılığından nasıl kurtulurum?" sorusuna günlük hayatta hemen uygulanabilecek pratik yöntemlerle cevap veriyoruz. Alışveriş isteği geldiği anda o duyguyu fark etmek, gerçekten neye ihtiyaç duyduğumuzu sorgulamak, duygularımızı takip etmek ve 24 saat bekleme kuralı gibi tekniklerin bu döngüyü kırmada nasıl yardımcı olabileceğini anlatıyoruz. Eğer sen de "Canım sıkılınca alışveriş yapıyorum", "İhtiyacım olmadığı halde sürekli bir şeyler alıyorum", "Alışveriş sonrası pişman oluyorum" ya da "Kendimi kötü hissettiğimde alışveriş yapmak istiyorum" diyenlerdensen, bu bölüm alışveriş davranışının arkasındaki psikolojik nedenleri anlamana yardımcı olabilir. Psikolojik destek arayanlar için online psikolog ve online terapi seçenekleri hakkında da bilgi alabilirsin.
Uykuya Dalma Sorunu ve Çözümleri
2026/09/19
Herkese merhaba ve "Uyku" podcast'ine hoş geldiniz. Bu bölümde, hepimizin zaman zaman yaşadığı ama pek de dile getirmediği bir soruna odaklanıyoruz: Yatağa girdiğimizde bir türlü uykuya dalamamak. Şöyle bir düşünün... Gün boyu koşturmuşsunuz, bedeniniz yorgun, gözleriniz kapanıyor ama başınızı yastığa koyduğunuz anda sanki bir düğmeye basılmış gibi zihniniz faaliyete geçiyor. Peki neden? Neden bu kadar yorgunken bile uykuya dalmak bu kadar zorlaşıyor? Neden zihnimiz tam da susması gereken anda konuşmaya başlıyor? Aslında sorun sadece bedensel bir tükenmişlik değil. Gün içinde zihnimizi sürekli meşgul eden düşünceler, her an tetikte olma hali ve bilinçaltımızda biriktirdiğimiz bastırılmış duygular... Hepsi bir araya gelerek uykuya geçiş sürecimizi adeta sabote ediyor. Beynimizin uyanıklık modundan uyku moduna geçememesi, derinlerde yatan psikolojik etkenlerle birleşince tablo daha da karmaşıklaşıyor. Gece yatakta zihnimizin bir türlü susmaması kesinlikle tesadüf değil. Gün içinde görmezden geldiğimiz, ertelediğimiz ya da bastırdığımız ne varsa, dış uyaranlar ortadan kalktığında birer birer ortaya çıkıyor. Bir de bunun üzerine ekranlara bakmamız ekleniyor. Mavi ışık, melatonin üretiminin baskılanması ve beraberinde gelen kısır döngü... Her şey birbirini tetikliyor ve uykuya dalmak neredeyse olanaksız hale geliyor. Peki tüm bunların üstesinden nasıl gelinir? Bu sorunun cevabını ararken bilimsel yaklaşımlara, uyku hijyenine, zihinsel egzersizlere ve belki de en önemlisi teslimiyet ve kabullenme kavramlarına bakıyoruz. Bölümün sonunda ise uykuya dalamadığımız anlarda ne yapmamız gerektiğini konuşuyoruz: Zihni serbest bırakmak ve duygularımızın farkına varmak... Eğer siz de geceleri uyanık kalanlardansanız, bu bölüm tam size göre. Kulaklıklarınızı takın ve bize katılın.
Kaygıyı Besleyen 5 Düşünce Biçimi
2026/09/12
Hiç uykuya dalmaya çalışırken beyninizin sessizlik yerine bir endişe fabrikasına dönüştüğü oldu mu? "Farz et ki...", "Ne olur eğer...", "Ya her şey kötü giderse?" Bu sonsuz sarmal, çoğu zaman kontrol edemediğimiz bir hale gelir ve hayat kalitemizi derinden etkiler. Bu bölümde, zihnimizin bizi en çok zorlayan o yanıltıcı yollarına, yani kaygıyı tırmandıran 5 zihinsel kısayola odaklanıyoruz. Siyah-beyaz düşünme, her şeyi genelleme eğilimi, karşımızdakinin aklını okumaya çalışmak, olmayan felaketleri yaşamak ve duygularımızı gerçeğin ta kendisi sanmak... Tüm bu tuzakları, hayatın içinden tanıdık örneklerle masaya yatırıyoruz. Aslında bizi endişelendiren çoğu zaman yaşadığımız olayın kendisi değil, o olaya yüklediğimiz anlamdır. Aynı durum karşısında bir kişi sakinliğini korurken, diğerinin neden büyük bir paniğe kapıldığının ardında; otomatikleşen inançlarımız, eski anılarımız ve olayları yorumlama şeklimiz yatıyor olabilir. Peki zihnimiz neden sürekli en kötü ihtimalleri kurar? Bu olumsuz otomatik düşünceler nasıl oluşur? Felaket senaryoları yazmak bizi nasıl etkiler? Neden başkalarının ne düşündüğüne dair varsayımlarda bulunuruz? Ya hep ya hiç kalıbı kaygımızı nasıl körükler? En önemlisi, bu düşünce kalıplarını fark ettiğimizde kaygıyla baş etmek mümkün mü? Tüm bu soruların cevaplarını psikolojik bir perspektiften, anlaşılır bir dille ele alıyoruz. Eğer sürekli gelecek kaygısı taşıyor, zihninizdeki olumsuz sesleri susturmakta zorlanıyor veya insanların sizin hakkınızdaki düşüncelerine takılıp kalıyorsanız, bu yayının size iyi geleceğine inanıyorum. Unutmayalım ki, aklımızdan geçen her fikir mutlak bir gerçeklik taşımaz. Bir düşüncenin zihnimizde belirmesi, onun doğru olduğu anlamına gelmez. Düşüncelerimizi fark etmeyi ve onlara biraz mesafeden bakmayı öğrendikçe, içimizdeki kaygı dalgalarını daha sakin karşılamak da kolaylaşacaktır.
Paramı Neden Tutamıyorum? | Para Biriktirememenin 7 Psikolojik Sebebi
2026/09/05
Merhaba, hoş geldiniz. Bugün çoğumuzun sessizce yaşadığı ama konuşmaya pek cesaret edemediği bir konu var masamızda: Param nereye gidiyor? Maaş hesabımıza yattı, tamam. Güzel. Ama sanki daha dün mü yatmıştı? Bugün baktığımda bakiye beni şaşırtıyor. Peki ne oldu da bu kadar çabuk tükendi? Eğer bu cümleler size tanıdık geliyorsa, belki de mesele sadece “az kazanmak” değil. Belki de asıl sorun, parayla kurduğumuz ilişkinin kendisinde saklı. Bugün, para biriktiremeyenlerin sıkça yaşadığı o tanıdık döngüyü konuşacağız. Ama rakamlardan, bütçe tablolarından değil; psikolojiden, alışkanlıklardan ve çoğu zaman farkında olmadığımız davranış kalıplarından bahsedeceğiz. Hazırsanız, başlayalım. Diyelim ki maaşınıza zam geldi. Sevindiniz, rahatladınız. Ama birkaç ay sonra fark ettiniz ki, hâlâ aynı yerdeyim. Hatta bazen daha çok kazanmak, daha çok harcamayı da beraberinde getirdi. Peki neden? Çünkü para dediğimiz şey, zihnimizle, duygularımızla, çocukluğumuzdan taşıdığımız inançlarla ve çevremizle iç içe. Onu sadece matematiksel bir denklem gibi görmek, resmin sadece yarısını anlamak demek. Bugün, bu resmin tamamına bakacağız. Ve en sık duyduğumuz 7 psikolojik nedeni tek tek ele alacağız. Hadi gelin, bu 7 maddeye yakından bakalım. Belki içinizden “Aaa bu benim!” diyeceğiniz birkaç tanesi çıkacak. 1. Duygusal boşluğu alışverişle doldurmakStres, üzüntü, yalnızlık ya da kaygı... Bu hisler bastırdığında, çoğumuz bir şeyler satın alarak rahatlamaya çalışırız. Bir kıyafet, bir kahve, bir online sepetteki küçük ürünler... Anlık bir ferahlama hissi verir. Ama bu his kısa sürelidir. Ve sonrasında gelen pişmanlık, o boşluğu daha da derinleştirir. 2. “Bugünü yaşa” psikolojisi ve anlık haz“Hayat kısa, şimdi mutlu olmalıyım.” Bu düşünce çok masum görünür, değil mi? Ama sürekli hale geldiğinde, yarını düşünmeyi bırakırız. Oysa denge önemli. Bugünü yaşarken yarını da ihmal etmemek, asıl beceri. 3. “Cebimdeki para harcanacak para” düşüncesiBazılarımızda şöyle bir inanç vardır: Hesapta duran para, adeta harcanmayı bekleyen bir misafirdir. Onu tutmak, neredeyse suçluluk hissettirir. Oysa para, bir araçtır; ama her araç gibi, onu nereye sürdüğümüz bizim elimizde. 4. Sosyal çevre ve sosyal medyanın etkisiİnsan sosyal bir varlık. Arkadaşlarımızın, akrabalarımızın, takip ettiğimiz isimlerin harcama alışkanlıkları bize farkında olmadan yol gösteriyor. “Onda var, bende neden olmasın?” düşüncesi, bütçemizi zorlayan kararlar almamıza sebep olabiliyor. 5. Gelecek kaygısı ve “nasıl olsa” düşüncesiBazen “Nasıl olsa bir şekilde hallolur” deriz. Bu, aslında geleceğe dair duyduğumuz belirsizliğe karşı bir savunma mekanizmasıdır. Ama bu düşünce, bugün aldığımız kararların sorumluluğunu ertelememize yol açar. 6. Çocuklukta öğrendiğimiz para hikâyeleriBüyürken ailemizde para nasıl konuşulurdu? Para kıymetli miydi, yoksa hep kriz mi vardı? “Paramız yok” mu denirdi, yoksa “Parayı hak etmek gerekir” mi? İşte bu cümleler, bugün cüzdanımıza nasıl baktığımızı belirler. Fark etmeden, çocukluğumuzun o sesiyle harcar ya da biriktiririz. 7. Otomatikleşmiş harcama alışkanlıklarıAbonelikler, otomatik ödemeler, alışveriş sitelerinde kayıtlı kart bilgileri... Bunlar o kadar rutin haline gelir ki, para çıkışlarını fark etmeyiz bile. Küçük görünen bu harcamalar, ay sonunda büyük bir yekûna dönüşür. Peki, bu 7 nedeni fark ettikten sonra ne yapabiliriz? Öncelikle şunu bilmekte fayda var: Para biriktirmek, yalnızca irade meselesi değildir. Bazen eksik olan, kendimizi koruyacak bir sistem kurmaktır.
Narsist Bir İlişki Sonrası Nasıl Yeniden Kendimizi Toparlarız?
2026/08/29
Merhaba, değerli dinleyiciler. Ben Klinik Psikolog Barış Özkoparanoğlu. Bugün sizlerle oldukça hassas ama bir o kadar da sık karşılaştığım bir konuyu ele alacağız: Narsist bir ilişkinin ardından yeniden ayağa kalkmak, kaybedilen benliği bulmak ve hayata sağlıklı bir şekilde devam edebilmek. Narsist bir partnerle yaşanan ilişki sona erdiğinde, geride sadece bir ayrılık acısı değil; derin bir boşluk, sarsılmış bir özgüven ve zihnin içinde dönüp duran o yıpratıcı soru kalır: “Acaba tüm bunlar benim yüzümden miydi?” Eğer siz de bu soruyu kendinize sık sık soruyorsanız, yalnız değilsiniz. Bu, narsist ilişkilerin ardından en sık karşılaştığımız psikolojik yansımalardan biri. Bu ilişkilerde sıkça rastlanan duygusal manipülasyon, gerçekliğin çarpıtılması, sürekli eleştiri, kıyaslanma hatta zaman zaman aşırı övgüyle başlayan sevgi bombardımanı gibi dinamikler, kişinin ruh sağlığını derinden etkiler. Peki ama tüm bu yaşananlara rağmen neden hâlâ o kişiyi özleriz? Neden sağlıklı, sessiz ve dengeli bir ilişki bize bazen yavan ya da anlamsız gelir? İşte bu noktada karşımıza travma bağı kavramı çıkıyor. Travma bağı, yoğun iniş çıkışların, kırılma ve onarılma döngüsünün yarattığı güçlü bir duygusal bağlanmadır. Bu bağ, kişiden fiziksel olarak uzaklaşmayı değil, zihinsel ve duygusal olarak kopmayı zorlaştırır. O yüzden kendinizi bu süreçte zorlanırken bulmanız çok doğal. Bugünkü yayınımızda, bu zorlu süreci atlatabilmeniz için üzerinde durduğum 7 önemli adımı sizinle paylaşmak istiyorum: Birincisi: Yaşadıklarınıza doğru ismi koymak. Bunun adı manipülasyondur, gaslightingtir, değersizleştirmedir. Adını koymadığınız hiçbir deneyimi dönüştüremezsiniz. İkincisi: Kendi duygularınıza ve gerçekliğinize yeniden güvenmeyi öğrenmek. Narsist ilişkide en çok zedelenen şey, kişinin kendi algısına olan inancıdır. O inancı adım adım geri kazanmak gerekir. Üçüncüsü: Bedeninizi ve sinir sisteminizi sakinleştirmek. Travma sadece zihinde değil, bedende de saklanır. Nefes çalışmaları, hafif egzersizler ve farkındalık pratikleri bu konuda çok destekleyici olacaktır. Dördüncüsü: Kendi kimliğinizi ve benliğinizi yeniden inşa etmek. Belki uzun süre kendi isteklerinizi, ihtiyaçlarınızı, hatta zevklerinizi bile unuttunuz. Şimdi sıra kendinizi yeniden tanımakta. Beşincisi: Sınır çizmeyi yeniden öğrenmek. Hayır demek, bir ilişkide kendinizi korumanın en temel ve en sağlıklı yoludur. Altıncısı: Eski ilişkiye dair nostaljiyle baş edebilmek. Zihin, acı veren anıları bile zamanla tatlı bir özleme çevirebilir. Bunun farkında olmak ve gerçekçi bakmak iyileşmenin kapılarını aralar. Yedincisi ve belki de en önemlisi: Kendinize şefkat göstermeyi öğrenmek. Bu süreçte kendinize karşı sabırlı ve nazik olun. Eleştiren değil, anlayan bir iç sesle ilerleyin. Eğer siz de “Neden hala onu düşünüyorum?”, “Neden unutmak bu kadar zor?”, “Neden eskisi gibi hissetmiyorum?” diye soruyorsanız, bilin ki bu sorular iyileşme yolculuğunun doğal parçalarıdır. Ne hissettiğinizi anlamlandırmak, iyileşmenin en önemli basamağıdır. Unutmayın: bir ilişkinin sona ermesi, sizin hikâyenizin bittiği anlamına gelmez. Gerçek iyileşme, karşımızdakini unutmak değil; onun gölgesinden çıkıp kendi ışığımızı yeniden keşfetmektir. Narsisizm, toksik ilişkiler, duygusal manipülasyon, travma bağı, öz değer ve sağlıklı sınırlar gibi konularda daha fazla içerik için bana buradan ulaşabilir, kanalımı takip edebilirsiniz. Kendinize çok iyi bakın. Bir sonraki yayında görüşmek üzere.
İlişkilerde Ghosting: Neden Olur ve Ghosting Sonrası Ne Yapmalı?
2026/08/22
Ghosting nedir ve bir insan neden hiçbir açıklama yapmadan hayatımızdan çekilir? Bir gün düzenli olarak iletişim kurduğumuz, mesajlaştığımız veya görüştüğümüz birinin bir anda ortadan kaybolması, mesajlarımızı yanıtsız bırakması ve aramalarımıza dönmemesi neden bu kadar kafa karıştırıcı olabilir? Bu bölümde ghosting davranışını yalnızca romantik ilişkiler üzerinden değil; arkadaşlıklar, aile ilişkileri, iş hayatı ve günlük yaşamda karşılaştığımız iletişim kopuklukları üzerinden psikolojik açıdan ele alıyorum. Ghosting, kişinin herhangi bir açıklama yapmadan iletişimi sonlandırması ve karşısındaki kişiyi ne olduğunu anlamaya çalıştığı bir belirsizliğin içinde bırakmasıdır. Peki insanlar neden böyle bir yolu seçer? Ghosting yapan kişinin duygusal dünyasında neler yaşanıyor olabilir? Bir ilişkiyi açıkça sonlandırmak, sınır koymak ya da zor bir konuşmayı gerçekleştirmek yerine neden sessizce uzaklaşmayı tercih ederiz? Kaçınma eğilimi, çatışmadan uzak durma, duygusal sorumluluk alma becerisi ve kişinin ilişkilerle kurduğu bağ, ghosting davranışını anlamamız açısından bize önemli ipuçları verebilir. Ancak ghosting'in yalnızca yapan kişi açısından değil, maruz kalan kişi açısından da önemli bir psikolojik etkisi vardır. Çünkü karşımızdaki insan herhangi bir açıklama yapmadan ortadan kaybolduğunda zihnimiz boşlukları kendisi doldurmaya başlar. “Nerede yanlış yaptım?”, “Benden neden uzaklaştı?”, “Yeterince değerli değil miydim?” gibi sorular zihnimizde dönüp durabilir. Özellikle herhangi bir kapanış yaşanmadığında, kişinin kendi davranışlarını tekrar tekrar analiz etmesi ve yaşanan sessizliği kendi değeriyle ilişkilendirmesi oldukça kolaylaşır. Oysa bir insanın sizinle iletişimi kesme biçimi, sizin kim olduğunuzu ya da ne kadar değerli olduğunuzu tek başına göstermez. Karşınızdaki kişinin iletişim kurma becerisi, çatışmayla baş etme şekli veya sorumluluk almaktan kaçınması ile sizin öz değeriniz birbirinden farklı şeylerdir. Fakat ghosting yaşadığımızda bu ayrımı yapmak her zaman kolay olmayabilir. Üstelik ghosting yalnızca sevgililer veya flörtler arasında ortaya çıkan bir durum değildir. Uzun süredir görüştüğünüz bir arkadaşınızın hiçbir açıklama yapmadan uzaklaşması, bir iş görüşmesinin ardından haftalarca geri dönüş alamamanız, plan yaptığınız bir kişinin son anda ortadan kaybolması ya da yakın olduğunuz birinin mesajlarınıza sürekli olarak yanıt vermemesi de benzer bir iletişim kopukluğu deneyimi yaratabilir. Peki böyle bir durumla karşılaştığımızda ne yapmalıyız? Öncelikle kendimizi otomatik olarak suçlamaktan vazgeçmemiz gerekir. Birinin sessizliği karşısında hemen “Sorun bende” sonucuna ulaşmak yerine, yaşanan durumu daha geniş bir çerçeveden değerlendirmek önemlidir. Karşımızdaki kişinin davranışını kendi kişisel değerimizin kanıtı haline getirmemeliyiz. Ghosting sonrasında asıl önemli olan, sürekli olarak “Neden yaptı?” sorusunun peşinden gitmekten ziyade, “Ben bu deneyimden ne öğrenebilirim?” sorusuna bakabilmektir. İlişkilerde hangi davranışları normalleştiriyoruz? Belirsizliğe ne kadar tahammül ediyoruz? Karşımızdaki kişinin ilgisini kazanmak için kendi sınırlarımızdan ne kadar ödün veriyoruz? Ve benzer ilişki döngülerini tekrar etmemek için bundan sonra nelere dikkat edebiliriz? Bir başka önemli konu da şu: Hepimiz zaman zaman küçük çaplı ghosting davranışları gösterebiliriz. Bir mesajı cevaplamayı sürekli ertelemek, yapmak istemediğimiz bir konuşmadan kaçmak, birine açıkça “Hayır” demek yerine iletişimi azaltmak veya rahatsız olduğumuz bir durumla yüzleşmemek kısa vadede bizi rahatlatabilir. Fakat kaçındığımız her zor konuşma, ilişkilerimizde karşı tarafın cevaplanmamış sorularla kalmasına neden olabilir. “Beni neden görmezden geliyor?”, “Neden bir anda uzaklaştı?”, “Ghosting yapan biri neden bunu yapar?” gibi soruların cevaplarını merak ediyorsanız, bu bölümde ghosting'in psikolojik tarafını birlikte inceleyeceğiz.
Uçak Korkusu Nasıl Yenilir? Uçuş Kaygısı Neden Olur ve Nasıl Geçer?
2026/08/15
Uçağa binmek sizin için bir yolculuktan çok ciddi bir kaygı sebebi mi? Daha uçağa binmeden kalbiniz hızlanıyor, içiniz daralıyor ve aklınıza sürekli “Ya uçak düşerse?”, “Ya havada bir şey olursa?” gibi düşünceler mi geliyor? Bu bölümde uçak korkusunu ve uçuş kaygısını psikolojik açıdan konuşuyoruz. Uçak korkusu, yani uçuş fobisi, yalnızca uçağın düşmesinden korkmakla ilgili değildir. Bazen asıl mesele kontrolün sizde olmaması, belirsizlikle baş etmekte zorlanmak veya bedeninizde ortaya çıkan kaygı belirtilerini tehlike olarak yorumlamaktır. Peki uçak korkusu neden ortaya çıkar? Uçuş sırasında yaşanan kalp çarpıntısı, nefes darlığı, terleme ve yoğun endişe neden olur? Türbülans yaşandığında beynimiz neden hemen en kötü senaryoyu düşünür? Ve en önemlisi, uçak korkusu nasıl geçer? Bu podcast bölümünde uçuş öncesi kaygıyı, uçakta ortaya çıkan korku ve panik belirtilerini ve bu korkuyla başa çıkmanın psikolojik yollarını ele alıyorum. Eğer siz de uçak korkusunu yenmek, uçuş sırasında yaşadığınız kaygıyı azaltmak veya uçağa binerken kendinizi daha güvende hissetmek istiyorsanız, bu bölüm size farklı bir bakış açısı sunabilir. Çünkü bazen sorun korkunun kendisi değil, korku geldiğinde ona nasıl anlam verdiğimizdir. Bu bölümde konuştuğumuz başlıklar:• Uçak korkusu neden olur?• Uçuş korkusu ve anksiyete arasındaki ilişki• Uçakta panik ve yoğun kaygı neden yaşanır?• “Ya uçak düşerse?” düşüncesiyle nasıl baş edilir?• Türbülans korkusu neden oluşur?• Uçuş öncesi kaygı nasıl azaltılır?• Uçak korkusunu yenmek mümkün mü?• Uçuş sırasında kaygıyla başa çıkma yöntemleri Ben Klinik Psikolog Barış Özkoparanoğlu. Bu podcastte psikoloji, kaygı, ilişkiler ve günlük yaşamda karşılaştığımız psikolojik sorunları konuşuyoruz. #uçakkorkusu #uçuşkorkusu #uçuşkaygısı #anksiyete #panikatak #uçakkorkusunasılgeçer #psikolog #kaygı #psikoloji
Tükenmişlik Sendromu (Burnout) Nedir? Kendini Yeniden Toplamanın 5 Etkili Adımı
2026/08/08
Son zamanlarda kendinizi sürekli yorgun hissediyor, sabah uyandığınızda bile dinlenmemiş gibi mi oluyorsunuz? Eskiden sizi mutlu eden şeyler artık heyecan vermiyor, en basit işler bile gözünüzde büyüyor olabilir. Eğer bunlar size tanıdık geliyorsa, yaşadığınız şey yalnızca geçici bir yorgunluk olmayabilir; tükenmişlik sendromuyla karşı karşıya olabilirsiniz. Bu podcast bölümünde tükenmişlik sendromunun ne olduğunu, sıradan stresten hangi yönleriyle ayrıldığını ve neden günümüzde giderek daha fazla insanın bu duyguyu yaşadığını birlikte konuşuyoruz. Sürekli bir şeylere yetişmeye çalışmanın, kendimize yüksek beklentiler koymanın ve dinlenmeyi ertelemenin bizi nasıl zihinsel ve duygusal olarak tükettiğini ele alıyoruz. Ayrıca tükenmişlik döngüsünden çıkabilmek için uygulanabilecek bilimsel temelli ve günlük hayata uyarlanabilir önerileri de paylaşıyorum. Sağlıklı sınırlar koymanın, mükemmeliyetçilikten uzaklaşmanın, dinlenmeye izin vermenin ve duygularımızı yeniden fark etmenin iyileşme sürecindeki önemini birlikte değerlendiriyoruz. Eğer uzun zamandır kendinizi bitkin, motivasyonsuz veya duygusal olarak tükenmiş hissediyorsanız, bu bölüm yaşadığınız süreci anlamlandırmanıza ve yeniden güç toplamanıza yardımcı olabilir. Keyifli dinlemeler.
Başkalarının Eleştirileri Seni Neden Bu Kadar Etkiliyor? | Eleştirilmekle Başa Çıkmanın 3 Psikolojik Yolu
2026/08/01
Sürekli eleştirilmek, zamanla insanın kendine olan güvenini zedeleyebilir. Aile içinde, iş hayatında, arkadaş çevresinde ya da sosyal medyada... Ne yaparsan yap birilerinin mutlaka söyleyecek bir sözü oluyor. Peki, neden bazı eleştiriler günlerce aklımızdan çıkmıyor? İnsan, başkalarının yorumlarından nasıl daha az etkilenebilir? Bu podcast bölümünde, eleştiri karşısında psikolojik dayanıklılığı artırmaya yardımcı olabilecek üç temel yaklaşımı ele alıyorum. İlk olarak, her eleştirinin gerçekten seninle ilgili olmadığını konuşuyoruz. Çoğu zaman insanların söyledikleri, onların kendi yaşantılarını, beklentilerini ve iç dünyalarını yansıtır. Bunu fark etmek, eleştirileri kişiselleştirme alışkanlığını azaltabilir. İkinci bölümde, öz değerimizi sosyal medya beğenileri, takipçi sayıları veya başkalarının onayı üzerinden değerlendirme eğilimini inceliyoruz. Sürekli dışarıdan onay aramak, özgüveni güçlendirmek yerine kırılgan hâle getirebilir. Bunun yerine, kendi gelişimini fark etmene yardımcı olacak küçük ama etkili alışkanlıklardan bahsediyorum. Son olarak ise özgüvenin doğuştan gelen bir özellik değil, geliştirilebilen psikolojik bir beceri olduğunu konuşuyoruz. Günlük yaşamda sınır koymak, kendi kararlarının arkasında durmak ve küçük hedefleri tamamlamak, zamanla daha güçlü bir benlik algısı oluşturabilir. Eğer sen de sürekli eleştirilmekten yorulduysan, insanlara "hayır" demekte zorlanıyorsan veya başkalarının düşüncelerinden fazlasıyla etkileniyorsan, bu bölüm sana farklı bir bakış açısı kazandırabilir. Keyifli dinlemeler.
Mutluluğunu Sabote Eden 7 Psikolojik Alışkanlık
2026/07/25
Bu bölümde Klinik Psikolog Barış Özkoparanoğlu, mutluluğumuzu farkında olmadan sabote eden 7 temel alışkanlığı ele alıyor. Çoğu insan mutluluğu dış koşullarda arıyor; daha başarılı olduğunda, daha fazla para kazandığında ya da hayatındaki tüm sorunlar çözüldüğünde mutlu olacağını düşünüyor. Ancak gerçek mutluluğun önündeki en büyük engellerin çoğu, zihnimizde geliştirdiğimiz alışkanlıklardan kaynaklanıyor. Bu podcastte; mükemmeliyetçilik, geçmişe takılı kalmak, kendimizi sürekli başkalarıyla kıyaslamak, gelecek kaygısıyla yaşamak, her şeyi kontrol etmeye çalışmak, kendimize karşı acımasız davranmak ve zamanla kendimizle olan bağımızı kaybetmek gibi yaşam kalitesini olumsuz etkileyen psikolojik süreçler detaylı bir şekilde ele alınıyor. Klinik Psikolog Barış Özkoparanoğlu, bu alışkanlıkların neden ortaya çıktığını, zihnimizi nasıl etkilediğini ve bunların yerine geliştirebileceğimiz daha sağlıklı düşünme biçimlerini bilimsel bilgiler ve günlük yaşamdan örneklerle açıklıyor. Eğer siz de zaman zaman "Neden mutlu olamıyorum?", "Mutlu olmanın yolları nelerdir?", "Hayattan neden keyif alamıyorum?" ya da "Sürekli mutsuz hissediyorum." gibi soruların cevabını arıyorsanız, bu bölüm size farklı bir bakış açısı kazandırabilir ve mutluluğun önündeki görünmez engelleri fark etmenize yardımcı olabilir.
Yapay Zeka Gerçekten Arkadaş Olabilir mi?" | 7 Maddede Psikolojik Yansımaları
2026/07/18
Merhaba, bu bölümde hepimizin giderek daha fazla vakit geçirdiği, hatta bazen en yakınımızdaki insanlardan bile daha samimi bulduğumuz bir konuğumuz var: Yapay zeka. Evet, çoğumuzun cebinde taşıdığı bu dijital varlık, artık sadece bir asistan değil; bir arkadaş, bir danışman, hatta bazen bir sırdaş olarak hayatımıza giriyor. Peki bu durum ruh halimizi, kararlarımızı ve ilişkilerimizi nasıl etkiliyor? Gerçekten bizi anlayabilir mi, yoksa aslında kendimizi mi kandırıyoruz? Bu podcast’te, yapay zekâyla kurduğumuz bu yakın ilişkinin görünmeyen yüzüne iniyoruz. İşte masaya yatıracağımız 7 başlık: Karar alma reflekslerimiz nasıl köreliyor? Neden herkes aynı cümleleri kurmaya başlıyor? (Düşünce çeşitliliğimizi kaybediyor muyuz?) Yapay zeka gerçekten empati kurabilir mi, yoksa bu bir illüzyon mu? Unutmayın: O sizin arkadaşınız değil. Peki ya gerçek arkadaşlıkla arasındaki uçurum ne? Duygularımızı ifade etme biçimimiz nasıl değişiyor? Mükemmeliyetçilik tuzağı ve yanılma korkusuyla baş etme biçimimiz Yalnızlığımızı hafifletiyor mu, yoksa daha da derinleştiriyor mu? Teknolojinin hayatımızı kolaylaştıran harika bir araç olduğuna kesinlikle katılıyorum. Ama bu kadar yakınlaşmanın bedelini de konuşmalıyız. İnsan olmanın en değerli yanı; hata yapmak, yanılmak ve yanlışlardan ders çıkararak büyümek. Hiçbir algoritma bize bu deneyimi yaşatamaz. O yüzden bu bölümde, yapay zekayla aramıza koymamız gereken bilinçli mesafeyi birlikte sorguluyoruz. Dinlerken kendinizden bir şeyler bulacağınızı umuyorum. Hazırsanız başlıyoruz.

Podcast reviews

Read Psikodepresan Podcast podcast reviews


0 out of 5
0 reviews

Podcast sponsorship advertising

Start advertising on Psikodepresan Podcast relevant audience podcasts


What do you want to promote?